OCAK-HAZİRAN 2017




Current Issue
Archives
Contact us: dergi@milelvenihal.org

Milel ve Nihal Geleneği

Milel ve Nihal geleneği İslam bilim mirasının çok köklü bir öğesidir. 11. Yüzyıldan itibaren bu başlığı taşıyan birçok eser kaleme alınmış ve bu eserlerde farklı inanç ve düşünce sistemleri masaya yatırılmıştır. Milel ve Nihal başlığını taşıyan ilk eserin Aldülkahir el-Bağdadi’ye ait olduğu, ancak eserin günümüze kadar ulaşamadığı söylenmektedir.

Bundan başka İbn Hazm, Şehristani ve benzeri birçok kişinin bu başlıklı eserler yazdıkları bilinmektedir. Milel ve Nihal başlıklı eserler dışında, İslam bilim geleneğinde farklı dinlere felsefi ve kültürel geleneklerin tanınmasına ve araştırılmasına dayalı “diyanat” ve “fırak” başlıklı çalışmaların kaleme alındığı da bir gerçektir. Son olarak, daha sonraki dönemlerde İbnu’n Nedim ve Birûni gibi yazarlarca kaleme alınan çalışmaları da Milel ve Nihal geleneği bağlamında sınıflamak mümkündür.

Milel ve Nihal geleneği, farklı inançların, Müslümanların iletişim içerisinde bulunduğu farklı dinsel ve kültürel grupların tanınmasını ve anlaşılmasını konu almaktadır. Bunu yaparken –özellikle Şehristani ve Birûni’de gördüğümüz gibi- elden geldiğince objektif olmaya çalışılmakta; ele alınan gelenekler yargılanmadan tanımlanmaya gayret edilmektedir. Milel ve Nihal kavramlarına İslam âlimlerinin farklı anlamlar yükledikleri bilinmektedir. Bazı İslam alimleri Milel terimini temel dini akımlar ve gelenekler anlamına, Nihal terimini ise alt sekteryan gruplar, hizipler ve fırkalar anlamına kullanmaktadır. Bazıları ise Milel terimini vahiy geleneğine dayanan dini akımlar için Nihal terimini ise vahiy geleneğine dayanmayan akımlar ve yollar için kullanmaktadır. Her durumda Milel ve Nihal kavramları insanların bağlı oldukları her tür inanç ve düşünce akımlarıyla sosyal, siyasal ve ideolojik gelenekleri kapsamaktadır. Bu yönüyle bu gelenek bağlamındaki çalışmalar, adeta bir kültür atlası gibi insanlığın kültürel mirasını tanıtmayı, tanımlamayı ve yer yer karşılaştırmalar yapmayı hedeflemektedir.

Kapsamı dikkate alındığında Milel ve Nihal geleneği bağlamında kaleme alınan eserler insanlığın bilim mirasına önemli katkı sağlamıştır. Nitekim bu önemi nedeniyle olsa gerek bazı günümüz yazarları, örneğin Eric Sharp, Milel ve Nihal yazarı Şehristani’yi karşılaştırmalı dinler alanında ilk özgün eser veren yazarlar arasında zikretmektedir. Şehristani’den çok daha önce farklı gelenekler üzerinde bilgiler veren eserler mevcut olmasına rağmen Şehristani’nin ön plana çıkarılması gerçekten ilginçtir. Zira örneğin biz, Milattan sonraki üçüncü yüzyıldan itibaren Hıristiyan geleneği doğrultusunda kaleme alınan ve çeşitli dinsel ve düşünsel grupların inançları hakkında bilgiler veren eserlerin var olduğunu biliyoruz. Reddiye tarzı kaleme alınan bu apolojetik eserlerde, bir yanda doğru inanç olarak görülen akidenin savunusu yapılırken, yanlış inançlar ve düşünceler alabildiğine eleştirilmektedir. Milel ve Nihal geleneğinin bunlardan en temel farkı, farklı inanç sistemlerini ele alıp tanımlarken elden geldiğinde ilginç inanç ve düşünce sistemlerinin kendi kaynaklarına ve argümanlarına yer vermesi ve ön yargılardan uzak şekilde onları tanımlamaya çalışmasıdır. Bir başka ifadeyle reddiyeci apolojetik eserlerde farklılıklar sapkın ya da zındık addedilerek ön yargılara dayalı bilgiler de kullanılarak onların reddedilmesi hedeflenirken Milel ve Nihal geleneğinde farklılıkların olduğu gibi tanıtılmasına da çalışılmaktadır.

Milel ve Nihal geleneği ile günümüz Oryantalizmi arasında da önemli farklılıkların olduğu söylenebilir. Oryantalizmin, örneğin İslam dünyasına yönelik yaptığı çalışmaların gerisinde İslam dünyasını tanımak ve olduğu gibi anlamak yerine, İslam dünyasına yönelik çeşitli önyargıları delillendirmek, siyasal ve sosyal amaçlara yönelik olarak ona karşı bir takım argümanlar geliştirmek gibi çeşitli emperyalistlik motivasyonların varlığı bilinmektedir. Milel ve Nihal geleneğinde ise çok kültürlülüğün getirdiği zenginliği tespiti ve insanlığın aralarındaki farklılıklara rağmen hep birlikte bir kalite ortaya koymalarının/koyabileceklerinin imkânı aranmaktadır. Totalitarizm, baskı ve asimilasyon politikalarına karşı belirli bir hukuk içerisinde farklılıkların mevcudiyetini kabul etme ve farklılıkların bir arada yaşayabilmesine imkân sağlama hedeflemektedir. Bu anlamda Milel ve Nihal geleneği kendi özgürlüğümüzün başkalarının özgürlüğünden geçtiğini ve önyargılardan bağımsız şekilde tanımadan geçtiğini ortaya koymaktadır.

Farklı kültürel gelenekleri tanımlamayı ve önyargılardan bağımsız şekilde tanıtmayı amaç edinen Milel ve Nihal geleneği, bunu yaparken önemli bir diğer özellik olarak kendimizi diğer insanlara tanıtmak ve anlatmak konusunda da önemli bir görev üstlenmektedir. Öyle ki bu gelenek, sadece farklılıkları tanıtıp anlatmakla kalmamakta, kendimizi ifade edip tanıtarak ya da yanlışla birlikte doğruyu da bir arada vererek muhatabın zihninde bunlar arasında bir değerlendirme yapmasını ve doğru bilgi sahibi olmasını da hedeflemektedir.

Tarih boyu farklılıkların bir arada var olduğu bilinen bir gerçektir. Farklılıklara yönelik yaşanan en temel sorun farklılıkların yok sayılması, asimile edilmeye çalışılması ve onlara yönelik baskı ortamlarının geliştirilmesidir. Bir diğer önemli sorun ise toplumun tektip bir zihniyet bağlamında oluşturulmaya çalışılarak diğerlerine hayat hakkı tanınmaması, şiddet ve baskıyla yok edilmeye çalışılmasıdır. Bu konuda İslam’ın diğer geleneklerden oldukça farklı bir yaklaşım içinde olduğu bilinmektedir. Zira İslam’ın temel kaynağı olan Kur’an başkalarını yok saymayı ve dışlamayı değil tevhid ilkesi doğrultusunda herkesi içine alan bir birlikteliği ve ahengi öngörmektedir. Her şeyi Allah’ın kudret, irade ve ilminin eseri olmakla açıklamakta farklılıkların mevcudiyetinde insanın özgür iradesinin ve sorumluluğunun etkili olduğunu dikkat çekmekte ve bütün bunları insanla ilgili bir imtihan olarak değerlendirmektedir. Yine Kuran’da etnik ve kültürel farklılıkların mevcudiyeti “tanışmak” terimiyle izah edilmektedir. Kuşkusuz bütün bunlar yapılırken insan başıboş da bırakılmamakta, ona doğru ile yanlış ya da kurtuluş ile helakin ne’liği açıklanmakta ve insan kurtuluşsa davet edilmektedir. İşte bütün bu açılardan baktığımızda Milel ve Nihal geleneğinin farklılıkları bu bağlamda tanımak ve tanıtmak merkezinde ele almaya çalışmakta olduğunu söyleyebiliriz. Bununla Milel ve Nihal geleneği en temel referans olarak Kuran’a dayanmakta ve bu gelenek sosyal ve kültürel yapıyı incelerken metodolojisinin referansını Kuran’dan almaktadır.

Milel ve Nihal geleneği sadece farklı dinlerle felsefi ve kültürel akımları araştırmayı değil, farklılıklar içerisinde kendimizi nasıl anlatıp ifade edebileceğimizin yollarını tartışmaktadır. Bunu yapabilmek için farklılıkların özelliklerini önyargılardan uzak şekilde tanıyarak sağlam bir karşılıklı tanışma zemini oluşturulmasına çalışılır. Farklılıklar arasında huzurlu ve barış içerisinde bir yaşamın olması için önyargıların ortadan kaldırılması gerekir; zira önyargının olduğu yerde tanışma ve doğru bilgilenmeden bahsedilemez. Bunun en temel yolu onu olduğu gibi tanımak ve empati yapmakla birlikte kendimizi de ona tanıtarak olası önyargıları ortadan kaldırmaktır. İslam’ın tebliğ anlayışının temelinde de aslında bu yaklaşım önemli yer tutar. Zira tebliğde hedef, insanları Müslümanlaştırmak değil Allah’ın dinini ve bunun özü olan hakikati insanlara ulaştırmaktır. Bunu yapabilmenin yolu ise insanları ve insanın temsil ettiği kültürel değerleri bilip tanımaktan geçmektedir. İnsanlara hitap ederken hedefin ne olup ne olmadığı konusunda zaman zaman Kuran’ın Hz. Peygamber’i uyardığına rastlanılır. Hedef insanlara hak ve hakikatin iletilmesidir. Diğer taraftan insanların iradî tercihlerine bağlı olarak seçtiği şeylere en azından saygıyla yaklaşılması gerektiği de istenir.

Kısaca Milel ve Nihal geleneğinin bize iki önemli anlayış sunduğu söylenebilir: Bunlar; içinde yaşanılan toplumda kendimizi anlatmak ve kendimize yönelik önyargıları kırmak açısından önemli bir imkân hazırlaması ve çoğulcu toplum yapısını anlamak ve tanımak bağlamında bizlere önemli bir metodoloji sunmasıdır.

Prof. Dr. Şinasi Gündüz