TEMMUZ-ARALIK 2016




Current Issue
Archives
Contact us: dergi@milelvenihal.org

Ahmed Midhat Efendi’nin Müdafaa'sı

Bilal Patacı

Ahmet Midhat saldıran küfür karşısında şahlanan imandır, 
şahlanan ve hücuma geçen. Avrupa kırk haramilerin mağarası, 
Ahmet Midhat hazineyi ülkesine taşıyan dev. 
(Cemil Meriç) 

Ahmed Midhat Efendi (1844-1912) telif ettiği yüz elliden fazla müstakil eser ile son dönem Osmanlı uleması içinde en velûd yazarlar arasında zikredilmektedir. Roman, öykü ve tiyatro eserlerinin yanı sıra felsefe, coğrafya ve tarih alanlarındaki eserleriyle de çok yönlü bir yazar olduğunu kanıtlamıştır. Bu alanlar dışında Dinler Tarihi disiplini içerisinde telif etmiş olduğu eserleriyle de bilinen yazar, son dönem Osmanlı tarihi üzerine araştırma yapmak isteyenler için vazgeçilmez bir kalem olarak kabul edilmektedir. Cemil Meriç’in deyimiyle Ahmed Midhat, fakülte değil üniversitedir. 
Konumuz gereği Ahmed Midhat’ın Dinler Tarihçiliği üzerine yoğunlaşmak gerekmektedir. Darûlfünûn’da ve Medresetû’l Vâizîn’de Tarih-i Edyan dersleri veren yazar, aynı isimli bir de kitap neşretmiştir. Tarih-i Edyan (1911) eserinden evvel özellikle gayrimüslimlerin İslam aleyhine neşrettikleri yayınlara cevap vermek maksadıyla kaleme aldığı eserleri bulunmaktadır. Müdâfaa (1883-85), İstibşâr (1892), Beşâir (1901), ve Niza-ü İlm ü Din bu niyetle telif ettiği eserleridir. Yazarın bu eserleri müdafi bir nitelik taşımakla birlikte Müslümanlara kendi dinlerini anlatmayı ve onların gayrimüslimlerin dinleri (özellikle Hıristiyanlık) hakkında bilgi sahibi olmalarını amaçlamaktadır. Bu nedenle bahsi geçen eserler hem Milel ve Nihal literatürü içerisinde hem de Reddiye literatürü içerisinde değerlendirilebilir. Tarih-i Edyan’ın telif tarihi göz önüne alınırsa bahsi geçen eserlerin Tarih-i Edyan için bir hazırlık ve kaynak olduğu da söylenebilir. 
Yazarın 1883-1901 yılları arasında neşretmiş olduğu bu eserlerin müdafi bir tavır taşımasının nedeni aynı yıllarda kesafet kazanan misyonerlik faaliyetleri ve özellikle batılı yazarlar tarafından İslam aleyhine yazılan makalelerdir. Osmanlı’da 17. yüzyıldan itibaren misyonerlik faaliyetlerinin başladığı bilinmektedir. Bu durumun ciddiyetini misyonerlik faaliyetlerine cevaben kaleme alınmış risalelerle öğrenmek mümkündür. 19. yüzyıla gelinceye dek bu neviden neşr edilen eserlerin ciddi bir niceliğe haiz olmaması, misyonerlik faaliyetlerinin bu yüzyıla değin pek etkin bir karakter taşımadığını göstermektedir. Ancak 19. yüzyılın özellikle ikinci yarısında bu neviden eserlerde meydana gelen niceliksel artış ve bununla birlikte dönemin Osmanlı yönetimi tarafından bu faaliyetleri kısıtlamaya yönelik alınan kararlar, misyonerlik faaliyetlerinin Osmanlı’nın dini bütünlüğüyle birlikte siyasi bütünlüğünü de tehdit etmeye başladığına işaret etmektedir. Fransa destekli Cizvit misyonerlerin, Rusya destekli Ortodoks misyonerlerin, İngiliz destekli İngiliz Misyoner Cemiyeti’nin ve Amerika destekli Protestan misyonerlerin Osmanlı topraklarında dini ve siyasi olmak üzere iki ayrı emele sahip faaliyetlerindeki bu ivme Ahmed Midhat gibi pek ok isim tarafından fark edilmiş olacak ki gerek günlük gazetelerde gerekse müstakil eserlerde bu duruma dikkat çekilmiştir. Aşağıda mukaddime bölümünü sunacağımız Ahmed Midhat’ın Müdâfaa isimli eseri bu dönemin en önemli eserlerinden sayılmaktadır. 
Eserin telif edilme niyeti kitabın ilk sayfasındaki şu cümlede beyan edilmiştir: “Ehl-i İslam’ı Nasraniyete davet edenlere karşı kaleme alınmıştır.” Yine eserin mukaddimesinde, neşredildiği tarih olan 1883’ten yedi-sekiz sene evvel Hıristiyanlığın mahiyetini ortaya koymak üzere Ahmed Midhat’tan bir eser yazması istendiği aktarılmaktadır. Ahmed Midhat bu talep üzerine bir müsvedde karaladığını ve Ernest Renan başta olmak üzere İslam’ı tahkir etmek isteyenlere bir Müdâfaa olması için eserin neşrine lüzum görüldüğünü anlatır. 
1883’te tek cilt halinde neşredilen eser, Hıristiyan dünyasında pek çok reaksiyona sebep olmuştur. Bu reaksiyonların ekseriyetini dikkate almayan Ahmed Midhat Bibble Haus cemiyetinin başkanı Dwight’ın mukabelesine Müdâfaa’yı Mukabele ve Mukabele’ye Müdâfaa isimli bir eserle cevap verir. Müdâfaa’nın bu ikinci cildinde Dwight’ın tenkidine de yer ayırır. Müdâfaa’nın üçüncü cildi ise Chateaubriand’ın Hıristiyanlık hakkındaki savlarını reddetmek maksadıyla kaleme alınmıştır. 
Müdâfaa’da, Hıristiyanlığın te’sisi ve intişârı, havarilerin durumu, erken dönem teolojik ayrılıklar ve kilise babaları, Hıristiyan mezhepleri, Luther ve Calvin’in kiliseyle olan çekişmesi, karşı reformasyon hareketi ve Cizvitler gibi konular sunularak, Hıristiyanlık tarihi ana hatlarıyla okuyucuya aktarılmaktadır. Böylelikle misyonerlik faaliyetine muhatap olan okuyucuya kendilerinin davet edildiği dinin aslı anlatılmış olmaktadır. Eserin mahiyetine ilişkin yapılacak değerlendirmeler açıkçası müstakil bir çalışmayı hak etmektedir. Bu nedenle burada eserin mukaddimesini sunmakla yetinecek ve böylece eserin yazılma serüvenini Ahmed Midhat’ın kaleminden okumuş olacağız. 



MÜDÂFAA 

Ehl-i İslam’ı Nasraniyete davet edenlere karşı kaleme alınmıştır. 
Muhariri: Ahmed Midhat 
Tercüman-ı Hakikat’te tefrika edildikten sonra (ilk defa) olarak risale şeklinde dahi tab olunmuştur 
İstanbul,1300 

Mukaddime 
Nasara misyonerlerinin neşr-i din-i Nasara için ettikleri gayret malumdur. Enâcil-i mevcudeyi dünyanın her tarafına neşr etmek için bütün dünya yüzünde ne kadar lisân tekellüm edilmekte ise cümlesine tercüme ederek bâd-i hevâ suretiyle dağıtma derecelerine kadar varmışlardır. 
Bu mesaide daha hangi derecelere kadar vardıkları tafsilatına girişmek bu eser için tertip etmiş olduğumuz planın müsâadesi kâfi olmayıp ancak misyonerlerin en ziyade husumet gösterdikleri din, bizim dinimiz olmakla dini İslam aleyhine ettikleri gayretlerin ortak bir taarruz derecesine varmış olduğunu göstermek lazımdır. 
Biz Nasaraya mukabil iki kayıt ile mukayyediz. Bu iki kaydın birincisi şer’i ve diğeri kanûnidir. Kayd-ı şer’i iktizasınca Nasarayı herhalde ehl-i kitap olmak üzere telakki ederiz. Mabedlerine, icra-yı ayinlerine taarruz ve mümânaat edemeyeceğimiz gibi, himaye-i şer’iyyeyi dahi onlardan esirgemeyerek canlarını, ırzlarını, mallarını da canımız, ırzımız, malımız gibi muhafaza ve vazife-i şer’iyyesiyle dahi muvazzafız. Hatta Hıristiyan ve Yahudi olanları hiçbir vakitte Mecusi ve sair kefereye kıyas etmeyerek, kefere-i merkumenin kadınları ve mezbûhâtı bizim için katiyyen levs-ü haram oldukları halde, Nasara ve Yehûdun mezbûhâtını ekl ve nisvânını dinlerinden ayırmadığımız halde istinkâh dahi ederiz. Kayd-ı kanûnî dahi yine bu kayd-ı şer’î üzerine mübteni olup, kavanin-i Osmaniye teba-i Hıristiyaniye ve Yehudiyemize her nevi hukuk-u Osmaniyeyi bahş ve temin eylemiş ve düvel-i muazzama ile mün’akid olan uhudumuz iktizasınca her nevi din ve mezhebin hürriyet-i kâmilesi o derecelerde temin olunmuştur ki; işte misyonerler mülkümüz dâhilinde serbest olarak gezip her sınıf halka kitaplar dağıttıkları ve cümleyi Hıristiyanlığa davet eyledikleri halde onları da men etmiyoruz. 
Ancak Nasara iş bu müsâade-i şer’iye ve kanûniyemizden istifadeyi sû-î istimal derecesine vardırmıştır. Din-i İslam aleyhine neşr eyledikleri kitaplarda, irad ettikleri makalelerde taarruz meydanları açarak, o kadar şiddetli hücumlar gösteriyorlar ki bizden başka her kimler olsa bunların cüretleri önüne set çekmeğe ve müsâadeden bu sû-î istimali men eylemeğe müsâraat gösterir. 
Millet-i İslamiyenin bu babda ihmal veya imhal göstermesi diyanet-i Nasraniye mürevviclerinin ettikleri mesaiden kendilerini muvaffak sayabilecekleri gibi İslamca hiçbir sûi tesir hâsıl edemeyeceği hususundaki emniyetten neşet edebilirler. 
Ancak bu babda katiyyen sükût edilecek olursa, bu sükûtun dahi acze hamlolunabileceği bedihiyattandır. 
Vakıan, gayret-i İslamiye erbabından bazı zevat-ı kiram şimdiye kadar birkaç reddiye kaleme alarak büyük bir eser-i hamiyyet göstermişlerdir ki, buna bilvücûh teşekkürler olunur. Ancak Nasraniyetin mürevvicleri öyle olur olmaz reddiyeler üzere yine gayretlerine fütur getirmeyerek hâlâ çalışmakta oldukları gibi; ahiran birçok kadınları vapurlarda, seyir yerlerinde ve hatta Müslüman familyaları içinde bile neşr-i dine sevk ederek Nasraniyetin İslamiyet üzerine rüçhâniyetinden bahisle ehl-i İslam’ı alenen ve bir dereceye kadar dahi musirran Nasraniyete davet etmektedirler. Fazail-i İslamiyeyi bi-hakkın takdir eylemiş olan ehl-i imanın herhalde misyonerler tarafından edilen neşriyata nazar-ı nefretle bakacakları da derkâr ise de, misyonerlerin İslam üzerine rüçhânını iddia eyledikleri Nasraniyetin mahiyeti neden ibaret olduğunu görecek olsalar o misillü erbab-ı imanın kendi dinlerine olan muhabbetleri bir kat daha artacağına şüphe edilemez. Şayet fazail-i diniyyesini bihakkın öğrenmemiş olanlar bulunup da misyonerlerin neşriyât-ı gâfil-i garibanelerine kapılmak ve rotasına takarrub ederlerse bunların dahi mahiyet-i Nasraniyeti bilmeleri bilahare kendi fazail-i diniyyelerini de öğrenmeye vesile olacağından her halde onları da irşada lüzum vardır. 
İşte bu lüzum bundan yedi-sekiz sene evvel nazar-ı ehemmiyete alınarak Nasraniyetin mahiyetini meydana koyacak bir eserin tertibi, bu abd-ı âcize havale buyurulmuş ve ol vech ile bir müsvedde kaleme alınmış idi. Şimdilerde ezcümle Mösyö Renan gibi Avrupa mahâfil-i ilmiyesinde bile İslamiyeti enva-i iftiralar ile tahkir edenlere karşı bir müdâfaa olmak üzere eser-i mezkûrun bu defa neşrine lüzum görünmüştür. 
Vakıan, Hıristiyanlığın mahiyetini ortaya koymak, Hıristiyanlığa karşı bir taarruz addolunabilecek bu dahi şer’an ve kanûnen muayyen olan vazife-i müsâadekârımıza uymaz gibi tahattur olunur ise de, asıl taarruzu edenler onlar olduklarına göre bizim bu hareketimiz herhalde bir müdâfaa addolunur. Zaten müdâfaat-ı askeriyede bile taarruz gûne müdâfaa sureti mevcud olup hukukunu müdâfaaya çalışanlar ise hiçbir ehl-i insaf nazarında itham olunamaz. Maa hazâ biz Hıristiyanlığa karşı taarruz hevesinde olsa idik, el-yevm Fransa’da birtakım dinsizleri Bibliothèque anticléricale namıyla birçok kitaplardan ibaret olarak vücuda getirdikleri yeni kütüphaneye müracaat eyler idik. Lakin o kitapları yazanların kârı bir takım terziliyyattan ibaret olup o misillü terziliyyata Müslümanların hiçbir vakitte nazar-ı itibâr bile bakmayacakları derkârdır. Hatta hükumet-i seniyyemiz, bu yoldaki kitapların dâhil memalik-i şahaneye duhullerini bihakkın men buyurmuştur. Biz ise mahiyet-i Nasraniyeti en ciddi bir mübahase-i diniyye olmak üzere onların dahi en muteber kitapları olan me’hazlere bi’l-raci’a meydana koyacağız ki, adap ve terbiyeye ve hakperestliğe hiçbir vecihle zerre kadar halel getirmeyeceğiz. 

Ve minallahi’t Tevfik. (Tevfik Allah’tandır.) 

Ahmed Midhat