TEMMUZ-ARALIK 2016




Current Issue
Archives
Contact us: dergi@milelvenihal.org

Charlie Hebdo ve İslam’ın kutsallarının resmedilmesi

Şinasi Gündüz

Charlie Hebdo dergisine 7 Ocak 2015 günü düzenlenen saldırı, dünya genelinde iki konuda tartışmaları alevlendirmiş gözüküyor:

I) İfade özgürlüğü ile dinin,özellikle de İslam'ın kutsallarına saygı arasındaki ilişki.

II) İslam'ın kutsal şahsiyetlerinin şu ya da bu şekilde resmedilmesine karşı Müslümanların gösterdikleri tepkinin İslami açıdan kaynağı.

Charlie Hebdo saldırısının Doğu'da ve Batı'da İslamofobik çevrelere altın tepside bir fırsat sunduğu ve 11 Eylül 2001 hadisesi sonrası Batı dünyasında ivme kazanan İslam ve Müslümanlar karşıtı söylem, tutum ve tavırlara yeni bir motivasyon kazandırdığı bir gerçek. Bunu,olayın ardından Avrupa'daki Müslümanlara, başta cami ve mescitler olmak üzere İslami kurumlara yapılan saldırıların artması ve PEGIDA gibi nispeten marjinal oluşumlara desteğin yükselmesinden anlamak mümkün.

Batılı bazı dini ve siyasi liderlerin,Müslümanlara yönelik dışlayıcı tavırları kınayan, İslam’ın kutsal değerleri ve figürlerinin hicvedilmesini eleştiren, İslam kutsallarına saygı duyulması gerektiğini vurgulayan sağduyulu yaklaşımları kamuoyuna yansıyor. Ancak diğer yandan, başta seküler çevreler olmak üzere birçoklarının, "ifade özgürlüğü" kavramı etrafında adeta yeni bir dogma oluşturdukları ve o dogmanın tartışılmazlığı ve sınırsızlığından hareketle, Müslümanlar neye nasıl inanırlarsa inansınlar her türlü İslami değer ve şahsiyetin resmedilip hicvedilmesinin meşruiyetini savundukları görülüyor. Yerinde bir ifadeyle, seküler dünyanın tanımını yapıp sınırlarını çizdiği kutsal bir alanın korunması uğruna dinin/İslam'ın kutsalına saygısızlık, ifade özgürlüğü bağlamında değerlendiriliyor.

Kuşkusuz bu tutum, başta farklılıkların bir arada barış içinde yaşamaları olmak üzere, dünya barışına bir katkı sağlamayacak. Aksine, İslamofobik algı ve kabullerin dışavurumu olarak özellikle Batı dünyasında İslam ve Müslüman karşıtı tutum ve tavırları artıracak.


Müslümanlar neye inanırlarsa inansınlar her türlü İslami değer ve şahsiyetin resmedilip hicvedilmesinin meşruiyetini savundukları görülüyor. Seküler dünyanın tanımını yapıp sınırlarını çizdiği kutsal bir alanın korunması uğruna dinin/İslam'ın kutsalına saygısızlık, ifade özgürlüğü sayılıyor.


HZ. PEYGAMBER RESMEDİLEBİLİR Mİ?

Charlie Hebdo saldırısı vesilesiyle İslam'ın kutsal şahsiyetlerinin şu yada bu şekilde resmedilmesine Müslümanların gösterdikleri tepkinin dinsel temellerini sorgulayan yaklaşımlara rastlanıyor.Dahası Hz. Muhammed'in resmedilmesine karşıtlığın son birkaç yüzyılda ortaya çıkan bir durum olduğu, oysa kabaca 18. yüzyıla kadar Hz. Peygamber'in bir şekilde resmedildiğini ileri sürerek Müslümanları bu konudaki tutumlarını gözden geçirmeye davet eden görüş ve yorumlar da dikkat çekiyor.

Öncelikle Hz. Muhammed'in, başta minyatür sanatında olmak üzere, miraçnameler ve siyer kitapları gibi bazı tarihsel metinler ve eserlerde 13. yüzyıldan itibaren zaman zaman resmedildiği fakat bunun, sadece belirli bölgelerde görülen marjinal bir husus olarak kaldığı ve Müslümanların geneli tarafından kabul edilip benimsenen bir durum olmadığını ifade etmek gerekir. Bu arada bazılarınca dile getirilen; Hz. Muhammed'in resmedilmesi konusunda yakın zamanlara kadar bir yasağın söz konusu olmadığı, yasağın son dönemlerde ortaya çıktığına yönelik yaklaşımın da gerçeği yansıtmadığını belirtmekte yarar var.

İslam'da kutsal değer ve şahsiyetlerin resmedilip resmedilemeyeceği konusundaki tartışmalarda ve tarihsel süreçte ortaya çıkan çeşitli malzemeleri değerlendirmede göz önünde bulundurulması gereken iki husustan bahsedilebilir:

1) İslam'ın temel referanslarından hareketle konuya bakmak.

2) İslam tarihinin ilerleyen dönemlerinde İslam geleneğine bir şekilde etki eden İslam dışı kültürel unsurların ve bunlarla etkileşime giren heterodoksal akımların bu konuda oynadığı rolü dikkate almak.

İslam'ın temel referanslarından hareketle baktığımızda; İslam sıradan/profan varlıkların kutsallaştırılmasına karşı çıkar. Örneğin; insanlar tarafından üretilen bazı suretler, timsaller yada doğal nesnelerin kutsallaştırılmasını ve onlara metafizik bir güç atfedilmesini sapkınlık olarak görür. Bu bağlamda İslam, metafizik ya da doğal varlıkların çeşitli şekillerde tasvir edilerek tapınma objesi olarak kullanılmasına dayalı paganizmi şiddetle reddeder. Ayrıca kutsalın herhangi bir nesne ya da sıradan varlıkla özdeşleştirilmesi, benzeştirilmesi ya da temsil edilmesini de kabul etmez. Nitekim Allah'ın mutlak aşkınlığından hareketle,O'nun var olan hiçbir şeye benzemezliğini vurgular.

İslam, kutsal bir varlık olarak Allah ile irtibat kurmanın ancak O'nun insanlığa yönelik mesajıyla irtibat kurmak ve O'nun her daim hazır ve nazır olduğunu kavrayıp yalnız O'na yönelmekle mümkün olabileceğinin altını çizer. Bu sebeple, başta metafizik değerler olmak üzere,kutsal varlıkların insan biçimli (antropomorfik), insan nitelikli(antropopetik) ya da hayvan biçimli (zoomorfik) şekil ve tasvirlere indirgenmesi İslam'da tevhid akidesine aykırı olarak görülür. Bu yönüyle İslam,yalnızca klasik politeist-pagan geleneklerden değil Hıristiyanlık ve Budizm gibi dinlerden de ayrılır.

İslam'da peygamberlerin resim ya da tasvirinin yapılıp yapılmaması konusunda da yine İslam'ın temel referanslarından hareketle ve İslam'ın kutsal kavramı doğrultusunda bir yaklaşım Müslümanlar arasında egemen olmuştur. Buna göre, her ne kadar birer insan olsalar da vahye muhatap olmaları ve risalet görevleri nedeniyle peygamberler kutsal şahsiyetlerdir; dini tebliğ eden, risalet görevleri çerçevesinde korunan ve yaşamlarıyla rol model olan seçkin kişiliklerdir peygamberler.

Dolayısıyla peygamberlerin resim,timsal ya da suretlerinin yapılmasının, onların kutsiyetlerine zarar vereceği düşünüldüğünden buna karşı çıkılmıştır. Peygamberlerin kutsiyetiyle irtibatın,onların tebliğ ettikleri mesaj ve bu mesajı anlayıp yaşama konusunda ortaya koydukları örnek yaşantıyla irtibatla mümkün olduğu kabul edilmiştir. Bu yaklaşım, İslam geleneğinin ana çizgisi olarak Müslümanların kahir çoğunluğu tarafından kabul edilip sürdürülmüştür. Bu yüzden İslam tarihi boyunca Müslümanlar, Hz. Muhammed'in fiziki ve insani özelliklerini anlatan ifadelerin kaligrafik sanatla aktarılmasını tercih etmiş ve böylece Hilyeler ortaya çıkmıştır.

Müslümanların diğer gelenekler ve mistik akımlarla etkileşime girmeleriyle yalnızca bilim, sanat ve kültürde değil,inanç ve ibadetlerde de çoğunluktan ayrılan çeşitli hareket ve mezhepler ortaya çıkmış, birçok heterodoksal akım oluşmuştur. 13. yüzyıl ve sonrasında örneklerine rastlanan Hz. Peygamber'e yönelik resimlemelerin referansı da bu etkileşimde aranmalıdır.



FİGÜR MESELESİ VE HETERODOKSAL AKIMLAR

Kutsal olmayan, sıradan herhangi bir nesnenin ya da objenin sureti, timsali ya da resminin yapılması konusunda ise bazı görüş farklılıkları olmakla birlikte Müslümanlar bunun mümkün olduğunu kabul etmişlerdir. Hatta bu konuda, Sebe Suresi'nin 13. Ayeti gibi, Kur'an-ı Kerim'de yer alan bazı ifadeleri de delil olarak kullanmışlardır. Resim sanatına tamamen karşı çıkan ve bazı hadislerle bunu desteklemeye çalışan görüşler ise fazla taraftar bulamamıştır.

Hz. Ayşe'nin odasına astığı hayvan figürleri barındıran perdeyi Hz. Peygamber'in kaldırmak istemesi ve bunun üzerine Hz. Ayşe'nin perdenin kumaşından yastık yapması rivayetinde olduğu gibi; Hz. Peygamber'in resimli nesnelerin asılmasına karşı çıkması, yine bazı rivayetlerde vurgulandığı üzere, namazda dikkatini dağıtması yüzündendir. Zira figürlü kumaşla yastık yapılıp kullanılmasına karşı çıkmamıştır.

Diğer taraftan İslam tarihinin ilerleyen dönemlerinde Müslümanların başta Hıristiyanlık, Mecusilik, Maniheizm ve Budizm olmak üzere diğer gelenekler ve mistik akımlarla etkileşime girdikleri ve bu etkileşime bağlı olarak birçok farklı dini yorum ve tutumun ortaya çıktığı bilinmektedir. Nitekim bu çerçevede yalnızca bilim, sanat ve kültürel anlamda değil, inanç ve ibadetler bağlamında da farklı yaklaşımlarıyla çoğunluktan ayrılan çeşitli hareket ve mezhepler ortaya çıkmış, böylece birçok heterodoksal akım oluşmuştur.

İşte, İslam kültür tarihinde, bilhassa 13. yüzyıl ve sonrasında örneklerine rastlanan Hz. Peygamber'e yönelik resimlemelerin referansını da İslam tarihinde yaşanan bu etkileşimde aramak doğru olacaktır.

Hz. Muhammed'i resmeden minyatürler ve eserlerin genelde İran'da ve İran ile etkileşim içindeki kesimlerde ortaya çıkması, Moğol istilası dönemi ve sonrasında bunlara rastlanması ve özellikle Hz. Peygamber'in yaşamına yönelik rivayetlerin mitolojik bir dile büründürülerek resmedilmesi, açıkça bu gelenekteki heterodoksal etkiye işaret etmektedir.


Kaynak: http://www.aljazeera.com.tr/