TEMMUZ-ARALIK 2016




Current Issue
Archives
Contact us: dergi@milelvenihal.org

Ebu Feth Muhammed eş-Şehristanî

Mustafa Öz

Ebu'l-Feth Tacüddin veya Lisanüddin, Huccetü'l-Hakk Muhammed b. Abdülkerim b. Ahmed, orta çağ İslam dünyasının önemli düşünürlerinden biri ve en önde gelen din ve felsefi doktrinler tarihçisi olup, kesin olmamakla beraber 469 (1076) yılında, Horasan'ın kuzey hududunda bulunan Şehristan'ın bir köyünde doğdu. Kaynaklarda Şehristani'nin ailesi, çocukluğu ve tahsil devresi ile ilgili yeterli bilgiye rastlanmamaktadır. Bununla birlikte gerek eserlerinin muhtevasına, gerekse yetişmiş olduğu bölgenin bir ilim merkezi olmasına bakılarak, iyi bir tahsil devresinden geçtiği anlaşılmaktadır.


Memleketinde Arap dili, edebiyatı, Hesap, mantık ve benzeri alet ilimlerini okuyup geleneksel öğrenimini tamamladıktan sonra, diğer ilimleri, devrinin mütehassıs hocalardan öğrenmek maksadıyla yirmi yaşından önce seyahate çıktığı ve ilk olarak Nişabur'a gittiği anlaşılmaktadır. Buradaki hocalarının büyük bir bölümü İmamu'l-Harameyn el-Cüveyni'nin öğrencileri idi. Ebu'I-Kasım Selman b. Nasıru'l-Ensari'den tefsir, kelam, cedel ve ilahiyyun felsefesi tahsil etti. Hadis konusundaki hocası Ebu'I-Hasan Ali b. Ahmed el-Medini, en çok faydalandığı hocalardandır. Gazzali'nin öğrencilerinden olan ve Tu s' da kadılık görevini yürüten Muhammed el-Hafi ile meşhur mutasavvıf Abdülkerim el-Kuşeyri'nin oğlu Ebu Nasr Abdürrahim'den fıkıh ve fıkıh usulü okudu. Burada ne kadar kaldığı bilinmemekle birlikte, ileri gelen âlimlerden aldığı derslerle yüksek bir ilmi seviyeye gelmiş olması düşünülmektedir. Zira daha sonra gittiği Harezm'de, akli, felsefi, nakil ilimler ve ahlaki yöndeki üstünlüklerinden dolayı kendisine verilen "el-Efdal" ünvanı bu düşünceyi destekler mahiyettedir.


Harezm'de bir süre kalıp ilmi faaliyetlerini sürdüren Şehristani 510 (1132) yılında hac vazifesini ifa etmek üzere Hicaz'a gitti. Hac görevini yerine getirdikten sonra dönüşte Bağdat'a uğradı. Bu esnada kırk yaşları civarında

bulunan Şehristani, burada dostu Es'ad b. Muhammed el-Meyhani'nin vasıtasıyla Bağdat Nizarniye Medresesi'nde ders verme imkanı buldu. Ayrıca irşad gayesiyle yaptığı vaazlarla halkın sevgisini kazandı. Burada üç yıl kaldıktan sonra, 514 (1120) yılında büyük ihtimalle Horasan'a giderek, Selçuklu sultanı Sencer'in veziri Ebu'I-Kasım Muhammed b. el-Muzaffer el-Mervezi'nin (ö.530/1135) hizmetine girdi ve divanu'r-resailde onun vekili olarak görev yaptı. Ayrıca Sultan Sencer'le de yakın ilişki kurarak onun sır sahibi oldu. Onun burada yaklaşık on iki yıl kaldığı ve tercümesini verdiğimiz meşhur eseri el-Milel ve'n-Nihal'i bu vezire ithaf ettiği anlaşılmaktadır.


Ebu'I-Kasım Muhammed b el-Muzaffer el-Mervezi'nin 526 (1131) yılında azledilmesi üzerine, Tirmiz'e giden Şehristani, burada alim ve filozoflara karşı özel bir ilgi duyan nakibu'l-eşraf Ebu'I-Kasım Ali b. Cafer el-Musevi'nin hizmetine girerek, kendisine daha önce yazdığı el-Milel ve'n Nihal'in bir nüshasını takdim etti. Burada Musevi'nin hizmetinde kaldığı süre ile ilgili herhangi bir bilgi bulunmamaktadır. Fakat ölümüyle ilgili kayıtlar onun hayatının son yıllarını memleketi olan Şehristan'da geçirdiğini göstermektedir. Kaynaklarda evlenip evlenmediğine dair bir bilgi bulunmadığı gibi, çocuklarına dair bir kayıt da mevcut değildir. Devrindeki yaygın şöhretine rağmen talebelerinin sayısı da oldukça azdır. Bunlardan isimleri bilinen iki kişiden biri Ebu Sa' d (veya Said) es-Sem'ani ve kelamcı Müdr el-Bağdadi'dir. Bu durum Şehristani'nin yetişkinlikten sonraki hayatını, eğitim öğretim faaliyetlerinden çok, devlet ricaline yardımcı olmakla geçirdiği ile izah edilebilir. Şehristani, 548 yılı Şaban ayının sonlarına doğru (Kasım 1153) Şehristan'da kendi köyünde vefat etmiştir.


Şehristani, aleyhindeki ithamlara rağmen akide bakımından tam bir Sünni olup Ebu'I-Hasan el-Eş'ari taraftarıdır. Muhtelif vesilelerle Eş'ari'den bahsederken "Üstadımız" ifadesini kullanmaktadır. Ehlisünnet ile Şia arasında ihtilaf konularını teşkil eden imamet meselesi ve ilk dört halifenin halifelikte ve üstünlük bakımından sıralamalarında, Şia'nın sahabe için kullandığı ağır ve itham ve ifadelerde daima Ehlisünnetin görüşleriyle mutabık fikirler ortaya koymuştur. Düşünceleri, kelam ilmi bakımından Ehlisünnetin düşünceleriyle tam anlamıyla paralellik arz etmektedir. Eserleri: Şehristani'nin eserleri sayı bakımından çok fazla değilse de, öğrendiği dini bilgileri tarafsız olarak nakledip değerlendirmesi dikkate alındığında, kalite itibariyle her zaman değerini muhafaza edebilecek seviyededir.


Bu eserler şöyle sıralanabilir:

1- El-Milel ve'n-Nihal. Şehristani'nin en meşhur eseri olan bu çalışması hakkında, sonraki sayfalarda müstakil olarak bilgi verilecektir.


2- Nihayetü'l-ikdam (veya el-akdam) fi ilmi'l-kelam. Şehristani adından da anlaşıldığı üzere kelamla ilgili olan bu eserini, el_Milel ve'n-Nihal'den sonra kaleme almıştır. Eser kelam ilminde esas kabul edilen yirmi bölüme ayrılmıştır. Mezheplerin esaslarını ve gayelerini açıklamaya, anlaşılamayan konuları izaha çalışan müellifin, çalışmasında Eş' ari akidesini esas almakla birlikte, yer yer onu da tenkit ettiği, bazen kelamcıların görüşlerini de aşarak

felsefi görüşlere yer verdiği, bu arada bir çok yerde İbn Sina'yı tenkit ettiği görülmektedir. Eserin Alfred Guillaume tarafından (Londra 1934) yapılmış olan ilmi neşri, faydalanılan bazı nüshaların iyi olmaması ve bir kısmının da iyi okunamaması sebebiyle bir takım hatalar ihtiva etmektedir.


3- el-Musara'a: el-Musara'at yahut Musar'atü'l-felasife adıyla da bilinen ve Tirmiz'de nakibu'l-eşraf Mecdüddin Ebu'I-Kasım Ali b. Cafer' e ithaf edilen bu muhtasar eser, Şehristani'nin, İbn Sina'nın eş-Şifa, en-Necat, etTa'likat ve el-İşarat isimli eserlerindeki ilahiyatla ilgili konular hakkındaki düşüncelerine karşı ortaya koyduğu yedi adet itirazdan meydana gelen bir çalışmadır. İtirazlarını İbn Sina'ya yönlendirdiği yetmiş itiraz içinden seçtiğini kaydeden müellif, diğer bazı eserlerinin hilafına, bu eserde kendi fikirlerini ve ilmi kudretini göstermeye çalıştığını kaydeder. Eserde kendi zamanındaki filozofların kullandığı usul ile İbn Sina'nın sözlerindeki tenakuzları, burhan ve delil olarak ortaya koyduğu hususlardaki isabetsizlik􀯛erini tek tek göstermeye çalışmaktadır. El-Musara'nın tam metni Nasruddin et-Tusi'ye ait Masari'u'l-Musari' adlı eserde bulunmaktadır. Tusi bu eserinde Şehristani'yi reddetmek, İbn Sina'yı müdafaa etmek maksadıyla, Musara'daki ifadeleri aynen alarak cevaplandırmıştır. Musara, Süheyr Muhammed Muhtar tarafından (Kahire 1396/1976) neşredilmiş bulunmaktadır. 


4- Mes'ele fi isbati'l-cevheri'l-ferd. Maddenin parçalanamayan cüz'ü yahut atom konusunda yazılmış küçük hacimli bir risale olan bu çalışma, Alfred Guillaume'un neşrettiği Nihayetü'l- ikdam'ın sonunda (s. 505-514) yayınlanmıştır.



5- Mefanhu'l-esrar ve Mesabihu'l-Ebrar. Kur'an-ı Kerim'in ilk iki suresinin tefsiri olan bu çalışma 538-540 (1143-1145) yılları arasında yazılmış olup, bir giriş ve indeks ilavesiyle iki cild olarak Tahran' da tıpkı basımı neşredilmiş bulunmaktadır (1409/1989).


6- Meclis. Allah'ın yaratması ve emri hususunda yapılmış olan bu çalışma, müellifin diğer eserlerinin aksine Farsça olarak yazılmıştır. Eser Celali Naini'nin, Şerh-i hali ... asar-ı Şehristani (Tahran 1343/1964) adlı çalışmasının sonunda, yine aynı yazarın Dû mektub (Tahran 1369/1990) adlı eserinde yayınlanmıştır.


7- el-Menahic ve'l-ayat,


8- Kıssatu Musa ve Hadır. Hızır ile Musa'nın kıssasını konu alan bir risaledir. Bu son iki eser zamanımıza ulaşmamıştır.


9- Risale. Şerefü'z-Zeman Ebu Abdullah Muhammed b. Yusuf Îlaki'ye yazılmış vacibu'l-vücud ile ilgili küçük bir risaledir. Tıpkı basımı Naini'nin Du mektub'unda bulunmaktadır.


10- Risale ila Kadi Umer b. Sehl. İbn Sina'ya karşı yazılmıştır. 


11- Risale ila Muhammed Sehlani,


12- Şerhu Sureti Yusuf. Son üç eser yazma olup, halen yayınlanmamıştır. 


El-MİLEL ve'n-NİHAL


Şehristani'nin, dinler, mezhepler ve felsefi doktrinlerle ilgili en meşhur eseri olan bu çalışma, kendi ifadesine göre 521 (1127-1128) yılında yazılmış, Ebu'I-Kasım Muhammed el-Muzaffer el-Mervezi yahut bazı nüshalara göre Mecdüddin Ali b. Cafer el-Musevi'ye ithaf edilmiştir. İki ana bölümden oluşan eserin ilk bölümünde vahye dayanan dinlerle, bu dinlerin mezhepleri ele alınmaktadır. Eserin girişinde yazılan beş mukaddimenin ilkinde, eserin yazılış amacının inanç ve doktrin açısından insanlarını durumlarını ele almak olduğu ifade edilerek, insanlar kitabi din mensupları (Ehlü' d-diyanat ve'l-milel, yahut Erbabu' diyanat ve'l-milel) ile şahsi görüş ve düşüncelerine bağlı olanlar (Ehlü'l-ehva ve' -nihai) olmak üzere iki kısma ayrılmaktadır. Müellif, Hz. Peygamber'den rivayet edildiğini belirttiği bir hadise dayanarak, birinci gruptakilerden kabul ettiği Mecusilerin yetmiş, Yahudilerin yetmiş bir, Hıristiyanların yetmiş iki fırkaya ayrıldığını, Müslümanların da yetmiş üç fırkaya ayrılacağını belirtilmekte; ikinci gruptaki fırkaların sayısının ise herhangi bir sınırlamaya tabi tutulamayacağını ifade etmektedir. İkinci Mukaddimede İslam fırkalarının sınıflandırılmasında söz konusu olan ölçüler ortaya konulmaya çalışılmakta, üçüncü mukaddimede ise, fırkalaşmanın ve yaratıklar arasında ortaya çıkan ilk şüphenin temel sebebi, İncil şerhlerinde ve Tevrat'ta görülen bazı bilgilere dayanılarak İblis'e bağlanmaktadır. Dördüncü mukaddimede İslam toplumunda görülen ilk ihtilafların ortaya çıkışı ve gelişmesi belirtildikten sonra, beşinci ve son mukaddimede kitabın telif usulü ve tertibi ile ilgili olarak, o günün anlayışına uygun teknik bilgiler verilmektedir.


Müellif Kitabi dinlere mensup olanları (Ehlü' d-diyanat ve'l-milel) Müslümanlar, Ehl-i Kitap ve kitap benzerine sahip olanlar olmak üzere üç gruba ayırdıktan sonra din, millet, şir' a, minhac, İslam, haniflik, sünnet ve cemaat gibi kavramları açıklamakta, bu üç zümrenin her birini, fırka ve mezhepleriyle ele almaktadır. Müslümanlarla ilgili olan birinci kısımda İslam, iman, ihsan usul, füru, tevhid, adi, va'd vaid, sem', akıl gibi kavramlara yer veren müellif, daha sonra sonra, herhangi bir görüşün mezhep sayılabilmesi için gerekli ölçüleri tespite çalışmaktadır. İslam mezhepleri konusunda eser verenlerin iki metot takip ettiklerini, bunlardan ilkinin meseleleri ortaya koyup, farklı düşünen grupları belirtmek; diğerinin ise fırkaları zikrederek onların farklı düşüncelerini ortaya koymak olduğunu ifade ederek, ikinci

yolun daha isabetli olduğunu belirtmektedir. Daha sonra, Mutezile, Cebriyye, Sıfatiyye, Hariciler, Mürcie, Şia ve Galiyye'yi ele alıp, bu zümrelerin tali fırkalarını ve düşüncelerini ortaya koyarak, fırkaların sayısını yetmiş üçü aşmakla birlikte- bu sayıyla sınırlandırmak için büyük çaba sarf etmektedir. Fürû ehli kısmında ise ictihad, taklid, müctehidle ilgili hükümlerle, isabet ve hata gibi hususları ele alarak değerlendirmektedir. Daha sonraki bahiste, Ehl-i Kitap, Tevrat ve İncil gibi kitabı olanlarla, kitap benzerine sahip olanlar birbirinden ayrılmakta, Ehl-i Kitap'la Ümmiler arasındaki farklar ortaya konulmakta, daha sonra Yahudi ve Hıristiyan mezhepleri ele alıp incelenmektedir. Kitap benzerine sahip olup olmadığı şüpheli olanlar konusunda ise Mecusiler başlığı altında muhtelif fırkalara yer verilmektedir. Müellifin İslam dışındaki dinler ve fırkalarını ele aldığı bu bölümde, bu dinlerin fırkalarının sayısını, daha önce belirttiği yetmişli sayıya ulaştırma konusunda fazla bir çaba gösterdiği görülmemektedir.


Ehlü'l-ehva ve'n-Nihal kısmında genel bilgi verildikten sonra Sabiîler, Ashabu'r-ruhaniyyat, Ashabu'l-heyakil ve'l-eşhas ile Harnaniyye ele alınıp incelenmektedir. Daha sonraki bölümde Felasife başlığı altında Yunan ve İslam filozoflarından bahsedilmekte, bunu takip eden 􀯜ölümde, Cahiliyye dönemi Arap inançları, adet ve gelenekleri ele alınmakta, en son bölümde de Hint dinleri ve filozoflarına yer verilerek eser bitirilmektedir. Müellif kitabının başlangıcında her fırkanın görüşünü kendi kaynaklarından nakledeceğini, herhangi bir fırkayı müdafaa ve tenkide teşebbüs etmeyeceğini, tarafsızlığa bağlı kalacağını söylemiş olmasına rağmen, zaman zaman bazı fırkaları anlatırken, iddiaların gayri mantık! olması sebebiyle olsa gerek, bu prensibe uymamıştır. Fakat eser genel durumu itibariyle, tasvir!

bir metot takip edilerek telif edilmiştir.


El-Milel ve'n-Nihal, yazılmasından kısa bir süre sonra bu sahanın bir klasiği haline gelmiş, Sübki ve İbn Teymiyye gibi bazı müellifler tarafından kendi alanının en iyi kitabı olarak değerlendirilmiş, buna mukabil Fahreddin er-Razi, eserin İslam mezhepleriyle ilgili bölümünün Bağdadi'nin el-Fark'ından alındığını, orijinal olan kısmının ise İsmailiyye anlatılırken ed-Da'vetü'l- cedide bahsinde geçen Hasan Sabbah'a ait olan dört faslın tercümesi olduğunu söylemişse de, bu ifade tasvip görmemiştir.  El-Milel ve'n-nihal'in çeşitli kütüphanelerde çok sayıda yazma nüshası bulunmaktadır. En eski nüsha olduğu belirtilen ve müellif nüshası olduğuna dair not bulunan Escurial Kütüphanesi'nde 1525 numarada kayıtlı nüsha, müellife ait değildir. Eser'in Türkiye kütüphanelerinde de çok sayıda yazması

bulunmakta, bunlardan en az yedi tanesi 600 (1204) yılından önce yazılmış bulunmaktadır. Bu arada 600 (1204) yılından sonra yazılmış muhtelif nüshalar yerli ve yabancı kütüphanelerde mevcuttur (bk. Ö. F. Harman, DİA, XXX, 57-58) . Eserin yazma nüshaları iki noktada farklılık göstermektedir.


Biri Mervezi'ye ithafın yer aldığı önsöz, diğeri ise Ceyhani'den nakledilen Zerdüştlük'le ilgili bölümdür. Bu kısımlar nüshaların çoğunda bulunmamaktadır. İlk defa William Cureton tarafından eserin ilk cildi 1842, ikinci cildi ise 1846 yılında Londra'da neşredilmiştir. Bu neşir tenkitli neşir olmayıp, metnin yanlış da olsa aynen neşridir. Kitabın Mısır'daki ilk baskısı 1847, ikinci baskısı ise 1871 yılında yapılmış, aynı tarihte Tahran'da yayınlanmıştır. 1317- 1321 (1899-1903) yıllarında İbn Hazm'ın el-Fasl'ının kenarında neşredilmiş, 1347-1348 (1929-1930) yıllarında bir başka neşri yapılmış (Subeyh neşri), eserin daha sonra Muhammed Bedran tarafından, Mısır kütüphanelerindeki on adet yazmaya dayanılarak tenkitli bir neşri (1947-1955) gerçekleştirilmiştir. Bunun dışında Muhammed Seyyid Kilani ve Abdülaziz Muhammed el-Vekil'in neşirlerinin daha çok Bedran neşrinden yararlandıkları görülmektedir. Son iki neşir günümüzde oldukça yaygın bulunmaktadır.


Kaynak: Şehristani'ye ait Milel ve Nihal isimli eserin Mustafa Öz tarafından tercüme edilen İslam Mezhepleri isimli kitaptan alınmıştır.