OCAK-HAZİRAN 2017




Current Issue
Archives
Contact us: dergi@milelvenihal.org

Suriye'de Yeni Haçlı Seferi

Prof. Dr. Şinasi Gündüz

ABD liderliğindeki Batı koalisyonu ile İran ve İran destekli Hizbullah'ın Suriye'de yürüttüğü askeri operasyonlara Rusya'nın da dahil olması üzerine Rus Ortodoks Kilisesi'nden çarpıcı bir yorum geldi. Rus Ortodoks Kilisesi yetkilisi Başrahip Vsevolod Chaplin, Rusya'nın Suriye'de başlattığı askeri operasyonlara yönelik, bunun “kutsal bir mücadele”,“kutsal bir savaş” olduğunu, zira bölgede yaşayan Hıristiyanların ve diğer azınlık halkların yok edilmesine Rusya'nın kayıtsız kalamayacağını açıkladı.Böylelikle ABD öncülüğündeki Batılı güçlerin Irak'ta yürüttükleri savaşla ilgili zamanın ABD başkanı Bush ve evanjelik Hıristiyanların, bunu, yeni bir“Haçlı Seferi” şeklinde tanımlamaları sonrası, Batı tarafından Suriye'de (ve kuvvetle muhtemel yine Irak'ta) Batılı güçlerce yürütülen bir diğer askeri operasyon Hıristiyan tarihi ve teolojisinde önemli yer tutan bir kavramla,“kutsal savaş” kavramıyla tanımlandı; böylelikle başvurulan şiddet batılı zihinlerde meşrulaştırılma yoluna gidildi.

 

Kutsal savaş, ya da haklı savaş, Hıristiyan dünyanın Ortaçağlardan itibaren başvurduğu şiddet eylemlerini meşrulaştırma konusunda sıklıkla kullandığı bir kavramdır. Hıristiyanilahiyatında geliştirilen bu kavramla tarihte Hıristiyan güçlerce yürütülen“Haçlı Seferleri” arasında yakın bir ilişki vardır. Zira Haçlı Seferleri Hıristiyan Batı dünyasına bir bakıma meydan okuyan İslam güçlerinin durdurulmasına, yok edilmesine ve Hıristiyan otoritesinin yeniden tahkim edilmesine yönelik bir kutsal savaş olarak tanımlanmış ve bu seferlere iştirak eden Batılı güçler ve askerler kilise tarafından takdis edilmiştir. Tıpkı bugün kutsal savaşa çıkan Rus silahlı güçlerinin Rus Ortodoks Kilisesi tarafından kilise temsilcisinin yaptığı bu beyanatla takdis edilmesi gibi…

 

Kutsal savaşın hedefi her zaman Hıristiyan güçlere meydan okuyan Hıristiyanlık dışı unsurlar olmamıştır.Nitekim Ortaçağda kilise, yalnızca oluşturduğu sosyal-siyasal otoriteye meydan okuyan ya da kendi otoritesine karşı tehdit unsuru olarak görülen Hıristiyanlık dışı güçlere ve akımlara karşı değil, kendi din yorumunun dışındaki diğer yorumları benimseyen Hıristiyan gruplara karşı da yürüttüğü şiddeti meşrulaştırmaya yönelik kutsal savaş ve haklı savaş kavramlarını kullanmıştır.Örneğin Ortaçağda farklı din yorumuyla dikkati çeken Donatusçulara ve Aryüsçülere yönelik uygulanan şiddet ve zulüm Hıristiyan kilise yetkilileri ve ilahiyatçılarca haklı savaş olarak nitelenmiş, yine yüzlerce yıl süren Haçlı Seferlerinde yalnızca Müslümanlara yönelik değil, farklı Hıristiyan gruplara yönelik şiddet ve zulüm de kutsal savaş kavramıyla meşrulaştırılma yoluna gidilmiştir.

 

Bugün Batılı hegemonyal güçlerin demokrasiyi getirme, insanları özgürleştirme ve diktatörleri işbaşından uzaklaştırma gibi nispeten modern ve seküler söylemleriyle Hıristiyan bilinçaltındaki kutsal savaş söyleminin örtüşmesi ilginçtir. İslamda Allah için ve Allah yolunda yürütülen her mücadeleyi ve zulme ve haksızlığa karşı yapılan her çabayı tanımlayan cihad kavramını Batılı zihinlerde mahkum eden Batı medyasının ve entelijansiyasının, İslam dünyasına yönelik Batılı operasyonlarla yıkım faaliyetlerini kilise çevrelerinin “kutsal savaş” kavramıyla meşrulaştırmasına verdikleri onay ve destek, İslam dünyasında yürütülen bu operasyonların gerçek nedeni hakkında ipuçları vermektedir. Yürütülen bu operasyonların aslında Haçlı Seferlerinden beri İslam dünyasına yönelik Batılı hegemonyal projelerin bir parçası olduğu ve gerek Katolik-protestan-evanjelik ağırlıklı ABD ve müttefikleri gerekse Ortodoks Rusya olsun bugün askeri,ekonomik ve siyasal gücü elinde bulunduran güçlerin İslam dünyasında kendi oluşturdukları fiili duruma karşı muhtemel yapılanmaları önlemeye ve yok etmeye yönelik olduğu aşikârdır. Bu konuda yalnızca askeri operasyonlar yürütmekle kalınmamakla dini terminolojide mevcut birtakım değer ve kavramlar üzerinden de gerekli operasyonlar yapılmaktadır. Nitekim bu doğrultuda her türlü zulme karşı çıkma ve başkaldırı ile Allah yolunda Allah'ın rızasına yönelik yapılan herçabayı ifade eden ve İslami terminolojinin önemli bir değeri olan cihad kavramı adeta şeytanlaştırılırken geçmişte ve günümüzde Hıristiyan güçlerce yapılan şiddet ve zulüm eylemlerini meşrulaştırmada kullanılan kutsal ve haklı savaş kavramı kutsanmaktadır. Bu nedenle bu kavram, dünyanın, özellikle de İslam dünyasının Batılı güçlerin çıkar ve menfaatleri etrafında yeniden yapılandırılmasına yönelik yürütülen şiddet içerikli faaliyetlerde güçlü bir referans olarak kullanılmayı sürdürmektedir.

 

Suriye'de Batılı güçlerce yürütülen operasyonlarda, yaptığı faaliyetlerle bu operasyonlara görünür bir zemin hazırlayan IŞİD ve el-Kaide bağlantılı gruplar ile Batılı güçlerle işbirliği içinde olan İran ve Hizbullah'ın, bu “kutsal savaşta” birbiriyle kol kola girmiş taraflar oldukları dikkati çekmektedir. Devrimden itibaren Batı emperyalizmine karşı İslami değerler etrafında bir yapılanma iddiasını dile getiren ancak aradan geçen yaklaşık 35 yıllık sürede yürüttüğü politikalarda İslam halkları arasında Farisi ve Şii şövenizminden başka bir şey üretmediği görülen İran'ın ve İran destekli Hizbullah'ın son tahlilde Rusya, ABD ve müttefikleriyle aynı çizgide birleşmesi oldukça manidar ve bir o kadar da İran ve destekçilerinin İslam dünyasına yönelik hedeflerinin anlaşılması açısından düşündürücüdür.

 

Geçmişte kutsal savaş iddiasıyla İslam dünyasına yönelik yürütülen şiddet ve zulüm bazen belirli dönemlerde Hıristiyan Batı güçleri lehine durumlar üretmiş olsa da son tahlilde kazanan zulme ve haksızlığa karşı direnenler oldu. Öyle ki yüzlerce yıl süren Haçlı Seferlerinde Hıristiyan hacıların hac yollarının güvenlik altına alınması ve İslam toplumlarında yaşayan gayrimüslimlerin haklarının temini gibi söylemlerle savaşa çıkan ve zaman zaman Kudüs'e kadar işgallerini genişleten Batılı güçler ve işbirlikçileri sonunda mutlak bir hezimet yaşadı. Bugün de Batılı güçler ve işbirlikçileri tarafından İslam dünyasına demokrasi ve özgürlük söylemiyle kaos ve şiddet egemen kılınıp, kutsal ve haklı savaş söylemiyle zulüm ve baskı perdelenirken, sonuçta kazananların bu planın farkına varan ve zulme ve baskıya karşı çıkan mazlumlar olacağı mukadderdir.

Kaynak: www.timeturk.com