TEMMUZ-ARALIK 2016




Current Issue
Archives
Contact us: dergi@milelvenihal.org

Ortodoks ve Katolik Yakınlaşması mı?...

Prof. Dr. Şinasi Gündüz

ORTODOKS VE KATOLİK YAKINLAŞMASI MI PUTİN SİYASETİNİN DİNİ AÇILIMI MI?

Roma Katolik Kilisesi lideri Papa Francis ile “Moskova ve Tüm Rusya’nın Patriği” Kirill’in 12 Şubat’ta Küba,Havana’da gerçekleştirdikleri iki saatlik buluşma tüm dünyada ses getirdi.Toplantının önemi 1054 yılındaki nihai restleşmeden sonra birbiriyle görüşmeyen iki kilisenin liderlerinin bir araya gelmesi ve iki kilise arasında geçmişte tartışılan konulardan ziyade temel inanç noktalarındaki birlikteliği ve her iki kiliseyi ilgilendiren ortak konularda birlik mesajları vermek değildi sadece.Toplantının özellikle Suriye’de her geçen gün şiddetini artıran bir insanlık dramının yaşandığı, Rusya Federasyonunun Esed rejimini ayakta tutmak için vargücüyle muhaliflere karşı savaştığı ve Rus uçaklarınca bombalanan yerleşim merkezlerinde, hastanelerde ve okullarda her gün onlarca sivilin can verdiği bir dönemde gerçekleşmesi dikkat çekiciydi. Burada merak edilen; Putin yönetimi politikalarına açıktan destek veren Rus Ortodoks Kilisesi lideriyle geçtiğimiz Kasım ayında Paris saldırısı vesilesiyle bugün yaşananların Üçüncü Dünya Savaşının ayak sesleri olduğunu ifade eden Roma Katolik Kilisesi liderinin bu toplantıda nasıl bir yaklaşım ortaya koyacaklarıydı.

Toplantı sonunda imzalanan 30 maddelik deklarasyonda çeşitli konularda bazı mesajlar verildi. Örneğin aile, kürtaj, biyomedikal teknolojinin insan yaşamına yönelik manipülasyonları  vb sosyal ve ahlaki konularda yaşanan problemlere dikkat çekildi, eski komünist ülkelerde bugün kiliselerin içinde bulunduğu özgürlük durumunun sevindirici olduğu belirtildi ve Katolikler ile Ortodokslar arasında ayrılık noktalarından ziyade ortak paydaların ön plana çıkarılması gerekliliği vurgulandı. Ancak deklarasyonda özellikle vurgulanan bazı hususlar görüşmenin ana gündemi hakkında bilgi vermekteydi. Bunlar; Orta Doğu ve Kuzey Afrika’daki Hıristiyan topluluklara özellikle dikkat çekilmesi ve bunlarla ilgili yaşanan sorunlar karşısında uluslararası toplumun harekete geçmeye çağrılması, Avrupa’nın Hıristiyan temellerine bağlı kalması gerekliliği,Ukrayna’da yaşanan sorunlarda kiliselerin takınması gereken tavır ve kiliseler arasında proselitizmden uzak durulması gibi konulardır.

Öncelikle bu toplantının kimi basın kuruluşlarına yansıyan şekilde Katolik ve Ortodoks kiliseleri arasındaki ilk buluşma olduğu, kiliseler arasındaki ayrılığın son bulması ve kiliselerin birleşmesi yönünde bir amaç taşıdığına dair yorumların doğru olmadığını vurgulamakta yarar var. Kuşkusuz toplantı Rus Ortodoks ve Katolik kiliseleri liderlerinin bir araya gelmeleri açından bir önem arz ediyor; ancak Katoliklerle Ortodokslar arasındaki buluşmaların 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren başladığını, karşılıklı ziyaretler yapıldığını ve nitekim Fener Rum Patriği ile Papanın 2013 ve 2014’te Vatikan’da ve Fener’de bir araya gelip barış ve kardeşlik mesajları verdiklerini biliyoruz. Dolayısıyla bu toplantı Katolik ve Ortodoks kiliseleri arasındaki ilk buluşma değil, Katolik ve Rus Ortodoks kilisesi arasındaki ilk buluşma. Esasen kendisini tüm Hıristiyanların evrensel lideri olarak kabul eden Papalık, özellikle 1960’lı yıllardan itibaren diğer bütün Hıristiyan kiliseleriyle ilişkilere ayrı bir önem vermiş ve bunlarla bir araya gelmek için fırsatlar üretmiştir. Nitekim Papa Francis, 2014’te İstanbul’da Fener Patriği ile bir araya geldikten sonra dileğinin Rus Ortodoks Kilisesi lideri ile de bir araya gelme olduğunu dile getirmiş ve bunun herhangi bir yerde olabileceğinin de altını çizmiştir. Bu bağlamda Katolik kilisesi açısından bakıldığında bu görüşme, Papalığın öteden beri diğer kiliselerle bir araya gelme stratejisinin bir parçasıdır; bir bakıma bu görüşme ile bütün Hıristiyanların dini lideri olma iddiasındaki Papa kendisinden yaklaşık 1000 yıl ayrı kalan bir kilise olan Rus Ortodoks kilisesiyle de bir diyalog zemini oluşturmuştur.

Diğer taraftan kanaatimize göre bu görüşmede asıl üzerinde durulması gereken taraf Rus Ortodoks Kilisesidir.  Milli bir kilise olarak kabaca 1448’e kadar Rum Ortodoks Kilisesi patrikliğine bağlı olan, ancak daha sonra kendisini bağımsız bir kilise olarak kabul edip özellikle de İstanbul’un Türkler tarafından fethedilmesi sonrası “Üçüncü Roma” iddiasıyla tüm Ortodoksların yeni liderliğine soyunmuş olan Rus Ortodoks Kilisesi, Rusya’da Bolşevik devrimiyle birlikte yaşadığı kriz ortamından sonra, bugün son yüzyılın en parlak dönemlerini geçirmektedir. Öyle ki Rusya’da son dönemlerde gittikçe artan Rus milliyetçiliğinde ve yayılmacılığında, adeta imparatorluk dönemi çarı gibi davranan Putin’in politikaları ile Rus Ortodoks kilisesinin önemli rolü olduğu bilinmektedir. Rus Ortodoks Kilisesi, Rusya’da yalnızca dini bir kurum değil Rus milli kimliğinin ve kültürünün önemli bir yapıtaşı olarak rol oynamaktadır.Bu nedenle ülkede gittikçe artan ekonomik ve sosyal sorunlara rağmen Putin iktidarı kiliseye verdiği destek ve karşılığında kiliseden aldığı destekle dindar Rus kamuoyunda popülaritesini sürdürmektedir. Rus Ortodoks Kilisesi,yalnızca içeride değil dış politikada da Putin siyasetinin katı bir destekçisi olarak ön plandadır. Öyle ki Suriye’ye yapılan Rus müdahalesinde Rus kilisesi yetkilileri ellerinden gelen katkıyı sunmakta; Suriye’de Rus ordusunun yürüttüğü mücadeleyi  “haklı savaş”olarak tanımlayıp, savaşa katılan askerleri kutsamaktadır.

Dolayısıyla Papa ve Rus Ortodoks Patriği arasında gerçekleşen görüşmenin Rus Ortodoks Kilisesi açısından kilisenin Rusya’da mevcut siyasal yapı ile bu kadar içli dışlı olan bu yönüylebirlikte düşünülmesi gerekir. Bu açıdan bakıldığında bu buluşma teolojik,ahlaki ya da dini bir motivasyondan ziyade siyasal amaç ve motivasyonun ön plana çıktığı bir görüşme olarak karşımızdadır. Rus Ortodoks Kilisesi bu görüşme vesilesiyle gerek genelde dünya kamuoyuna gerekse özelde Doğu Hıristiyanlarına ve bu arada Fener Rum Patrikhanesine önemli siyasal mesajlar vermektedir. Dünya kamuoyuna verilen ana mesaj; kabaca Sovyetler Birliğinin dağılması sonrası içine kapanan Rusya yerine özellikle Putin ile birlikte yeniden emperyal hedeflerle küresel bir güç olarak Ukrayna’dan Baltık bölgesine ve Suriye ve Irak’a kadar kendi çıkar ve menfaatleri doğrultusunda sınır ötesi operasyonlar yürüten Rusya Federasyonunun bu durumuna paralel olarak Rus Ortodoks Kilisesi de tıpkı Çarlık dönemi Rusya’sında olduğu gibi, küresel bir güçtür. Verilen bir diğer mesaj ise Rus Ortodoks Kilisesinin Rusya politikalarına verdiği destektir. Bu nedenle 30 maddelik ortak deklarasyonda Suriye, Irak ve Ukrayna hadiselerine atıfta bulunulurken adeta Putin siyaset diline paralel bir dil kullanılmaktadır. Doğu Hıristiyanlarına ve satır arasında Fener Rum Patrikhanesine verilen mesaj ise şudur: Ortadoğu’dan Kuzey Afrika’ya kadar çok farklı doğu kiliselerine tabii olan Hıristiyan halkın koruyucusu ve hamisi Rus Ortodoks Kilisesidir. Nasıl Rusya federasyonu son birkaç ayda yaptığı politik ve askeri çıkışla Suriye hadisesinde inisiyatifi ABD ve Batılı müttefiklerinden alıp bölgedeki asıl oyun kurucu rolünü üstlenmişse Rus Ortodoks Kilisesi de yöredeki Hristiyan azınlık halkların koruyuculuğunu ve kollayıcılığını üstlenmektedir. Bu nedenle deklarasyondaki 8., 9. ve 10. maddelerle –esas itibarıyla- yörede yaşayan Hıristiyanlarla ilgili hem uluslararası camiaya hem de yöredeki Hıristiyan azınlık halklara,yüzyıllarca Doğu Hıristiyanlarının hamisi ve kollayıcısı rolünü üstlenmiş olan Rus Ortodoks Kilisesinin bu tarihi misyonuna yeniden döndüğü mesajı verilmektedir. Bununla “eşitler arasında birinci” sıfatıyla Ortodoksların evrensel lideri olma iddiasındaki Fener Rum Patrikhanesine de dolaylı bir mesaj verilmektedir. Ortaçağın bitimiyle kendisini Ortodoks Hıristiyanlığın yeni merkezi olarak tanımlayan Rus Ortodoks Kilisesi, Bolşevik devriminde yaşadığı krizi atlatmış ve özellikle Putin’le birlikte adeta küllerinden yeniden doğmuştur.Her ne kadar kendisini “Moskova ve Tüm Rusya’nın Patrikliği” olarak tanımlasa da Rus Ortodoks Kilisesi, yalnızca dünyadaki Rusların değil bütün Doğu Hıristiyanlarının hamisi, dolayısıyla lideri pozisyonunda olduğunu ima etmektedir. Nitekim bu nedenle deklarasyonda Ortodoks ve Katolik camia arasındaki ilişkilere atıf yapan maddelerde, Rus patriği tüm Ortodokslar adına konuşur bir tavır takınmaktadır.