OCAK-HAZİRAN 2018




Current Issue
Archives
Contact us: dergi@milelvenihal.org

Evanjelizm: Hıristiyan Fanatizmi

Şinasi Gündüz

Evengelist terimi Hıristiyan geleneğinde genel anlamda İncil mesajını derleyip yazıya geçiren kişiler için kullanılmaktadır. Bu bağlamda Yunanca evangelion terimi (bunun Arapçaya geçen formu incil’dir) müjdeli haber, muştu anlamına İsa Mesih eksenli Hıristiyan mesajını ifade etmektedir. Bu mesaj temel olarak Yeni Ahit metinlerinde ifadesini bulmaktadır. Örneğin Korintlilere Birinci Mektup’ta geçen ve Hıristiyan mesajını (evangelion) özetleyen bir ifadeye göre İsa Mesih insanların günahları için ölmüş, gömülmüş ve kutsal kitaptaki (Eski Ahit’teki) geleceğe yönelik öngörüleri yerine getirmek/tamamlamak üzere üçüncü günde tekrar dirilmiştir.

İsa Mesih’in ilahi kurtarıcılık misyonuna dayalı Hıristiyan inancının temel mesajı olan bu öğretiyi vazeden kişiler de evanjelist olarak adlandırılırlar. Bu bağlamda Yeni Ahit metinlerinde üç kez İncili vazedenlerden “bir evanjelist” şeklinde bahsedilir. Bu bağlamda mevcut kanonik İncillerin yazarları olduklarına inanılan Matta, Markus, Luka ve Yuhanna da evanjelist ismiyle anılmaktadır. Zira Hıristiyan geleneğinde bunlar İsa Mesih mesajını ifade eden metinleri tanrısal bir ilhamla/esinle derleyip yazıya geçirmişlerdir.

Kutsal kitap merkezli bu genel teolojik anlamın dışında Hıristiyan geleneğinde evanjelik ve evanjelizm terimleri İncil mesajını yayma faaliyeti olarak misyonerlik anlamında da kullanılmaktadır. Bu bağlamda evanjelizm İncil mesajını insanlara götürme anlamına misyonerlikle evanjelist ise bu işi yapan misyonerle özdeş anlamda kullanılmaktadır. Evanjelizasyon ise misyonerlik faaliyetleri bağlamında insanları dönüştürme ya da Hıristiyanlaştırma anlamına gelmektedir.

Bu anlamların dışında Evanjelizm terimi tarihsel açıdan iki farklı anlamda daha kullanılmaktadır. Birazdan üzerinde duracağımız gibi, bunlardan ilki, terimin, Hıristiyanlık tarihinde Katolisizme karşı ortaya çıkan çeşitli reform hareketlerini ifade eden bağlamda kullanılışıyla ilgilidir. Diğeri ise, bu çalışmanın temel konusunu oluşturan ve özellikle 17. yüzyılda itibaren Amerikan halkının sosyal ve siyasal yapısıyla yakından ilişkili olan kullanımdır. Bunlara, son olarak, 2. Dünya Savaşı esnasında Amerika’da ortaya çıkan bir koalisyona ilişkin yapılan tanımlamayla ilişkili kullanımı da eklemek yararlı olacaktır.

Reform Döneminde Evanjelizm

Evanjelizm terimi tarihsel olarak, genel anlamda birçok Protestan grubu bünyesinde barındıran bir harekete verilen ortak ad olarak dikkati çekmektedir. Bu çerçevede Reform döneminde evanjelik terimi önceleri Lutheran Protestanlar için kullanılmış, kısa zamanda hem Lutheranlar hem de diğer reform cemaatleri bu şekilde adlandırılmaya başlanmıştır. Şüphesiz terimin bu kullanımında reformistlerin dinde temel referans olarak kiliseyi ya da ruhbanları (rahipler grubunu) değil kutsal kitabı ve onda ifadesini bulan mesajı temel alan yaklaşımları önemli rol oynamıştır. Örneğin Luther, sola fide, sola gratia, sola scripta anlayışıyla iman ve tövbe konusunda kilisenin ve ruhbanların kişi ile tanrı arasında aracı olamayacağını ve dinin yegâne kaynağının kutsal metin olduğunu ilan etmiştir.

Günümüzde genelde kıta Avrupasında özellikle de Almanya’da evanjelist (evangelishe) terimi hâlâ Protestan terimiyle adeta özdeş anlamda kullanılmayı sürdürmektedir. Bunun dışında daha özel anlamda evanjelik terimi, Kalvinci Reform Kiliseleri dışında kalan Lutheran Protestanları kasteden bir anlamda da kullanılmaktadır.

Protestanlıkla ilgi bu genel anlamların dışında evanjelizm ya da evanjelikalizm terimi, özel anlamda Protestan hareket içinde zamanla gelişen bir dizi teolojik ve eklesiastik anlayışı ifade etmede de kullanılmaktadır. Kıta Avrupa’sında ortaya çıkan ve buradan zamanla Amerika’ya yayılan evanjelik hareketin temel motivasyonu kiliselerin yeniden canlanmanın/yenilenmesini sağlamak olmuştur. Bu anlamda evanjelik hareketin kökenleri 17. yüzyıl İngiliz ve Amerikan Puritanlarına ve erken dönem Baptistleriyle Nonkonformistlere kadar uzanır. 17. yüzyıl sonlarıyla 18. yüzyılda Almanya’daki evanjelik canlanma hareketinin ana akımı olarak dikkati çeken Pietizmin İngiltere’deki karşılığı Metodizm olmuştur. İngiltere’de John Wesley (1703–1791) ve George Whitefield (1715–1770) Metodist canlanma/yenilenme hareketinin öncülüğünü yapmışlardır. Ayrıca 18. yüzyıl sonlarıyla 19. yüzyılda İngiliz kilisesinde özellikle William Wilberforce ve Clapham Sect adıyla bilinen akımın diğer üyeleri, kölelik karşıtı kampanyalar yürütmüşlerdir. Yine 18. ve 19. yüzyılda İngiltere merkezli evanjelik hareket, denizaşırı misyonerlik faaliyetleri açısından da önemli oluşumlar gerçekleştirmiştir. Örneğin bu bağlamda 1798’de Church Missionary Society, 1803’te ise British Foreign Bible Society isimli kuruluşlar ortaya çıkmıştır.

Bu dönemde Avrupa merkezli olarak gelişen evanjelik harekette özellikle şu temel noktaların ön plana çıkarılmakta olduğu dikkati çeker:


1.Dinde temel kaynak olarak Kutsal Kitab’ın otoriter yapısına vurgu yapılması

2.Bireysel dindarlık üzerinde durulması

3.İncil mesajının yayılmasına ve cemaatin yeniden canlanmasına özen gösterilmesi

Avrupa’daki ve Amerika’daki çeşitli evanjelik akımlar 19. yüzyıldan itibaren çeşitli ittifaklar ve birlikler bünyesinde bir araya gelmeye, örgütlenmeye önem vermişlerdir. Avrupa’da evanjelik hareket özellikle İngiltere’de yoğun taraftar bulmuştur. Bu bağlamda Londra’da 1846’da The Evangelical Alliance kurulmuştur. Bu ittifakın temel hedefleri arasında dinsel özgürlüğü geliştirmek, misyonerlik faaliyetlerinde daha etkili olmak ve Hıristiyanlar arasındaki birlikteliği vurgulamak gibi amaçlar önemli yer tutmaktaydı. Almanya, ABD ve diğer birçok ülkede de benzeri evanjelik ittifaklar oluşturulmaya çalışılmıştır. Bu bağlamda 1951’de World Evangelical Felowship kurulmuştur.

Amerika’da Evanjelizm

18. yüzyıl başlarındaki Büyük Uyanış (Great Awakening) hareketi öncesi dönemde Amerikan halkının gerek büyük oranda bağlı oldukları dinsel yapılanmanın gerekse ulus bilincinin oluşup gelişmesinde evanjelik Hıristiyanlığın önemli bir rol oynadığı görülmektedir. Bu dönemde Amerikalı filozof/ilahiyatçı Jonathan Edwards (1703–1791) gibi yenilenmeciler, Baptistler ve Metodistlerin Amerikanın iki büyük akım olarak Amerika genelinde etkili olmasına büyük katkıda bulunmuşlardır. Yine bu dönemde çeşitli evanjelik gruplar, kıta genelinde yaptıkları faaliyetlerle, büyük oranda kıta Avrupası göçmenlerinden oluşan halk arasında ortak bir Amerikalılık bilincinin oluşumuna ciddi katkılarda bulunmuşlardır.

19. yüzyılda evanjelik Protestanlık Kuzey Amerikanın yaygın dinsel geleneği olarak ön plana çıkmıştır. 1820’lerde evanjelizm, Amerikan yapılanmasında oldukça etkili konumdadır. Ancak bu konumunu 19. yüzyıl sonlarında ve 20. yüzyıl başlarında Amerikaya yapılan yoğun göçmen dalgasına paralel olarak kaybetmeye başlamıştır. Bu durum, kabaca İkinci Dünya Savaşı yıllarından itibaren değişmeye başlamış ve evanjelizm yeniden Amerikadaki etkin konumuna yükselmiştir. Öyle ki bugüne baktığımızda Amerika’da evanjelik hareketin etkisinin günbegün arttığı görülmektedir. İleride üzerinde duracağımız gibi dış politikadan içe yönelik sosyal ve politik alanlara kadar hemen her alanda evanjelikalizm toplum üzerindeki etkisini artırmakta ve bir yazarın Mormonlarla ilgili olan çalışmasına başlık olduğu gibi ABD adeta adı konulmamış teokratik bir ülke olma yolunda hızlı adımlarla ilerlemektedir.

Amerika’da evanjelik hareket bir halk dini ve dindarlığı boyutunda kuzey Amerika (özellikle ABD) genelinde egemen olmuştur. Bu harekette bireysel dindarlığa ya da din tecrübesine önem verilmekle birlikte ahlaki bozulma olarak görülen durumlara karşı tutum ve Amerikan merkezli milli duyguların vurgulanması gibi hususlar ön plana çıkarılmaktadır. 20. yüzyıl başlarında dünya genelinde olduğu gibi ABD’de de oldukça yaygın olan bir dizi felsefi ve bilimsel anlayış, evanjelik hareketin toplum üzerinde sahip olduğu etkin konumunun gölgelenmesine neden olmuştur. Bu bağlamda evanjelizmin/evanjelikalizmin geniş halk kitleleri üzerindeki etkisi kırılmaya/gerilemeye başlamıştır.  Öyle ki bir taraftan Darwinizm, Freudçu psikanalizm ve Marxizm gibi ideolojik boyutta etkili olan akımlarla bir tarafta da toplumda gittikçe artan bireyselliğe ve özgürlüğe yönelik taleplerin artışıyla geleneksel evanjelik söylemler sorgulanmaya başlanmıştır. Oldukça etkili olan tarihsel ve literal metin tenkitçiliği ve bunun uzantısı olarak ortaya çıkan kutsal kitaba yönelik sorgulamalar evanjelizmi iyice köşeye sıkıştırmıştır. Zira dinde ve sosyal yaşamda kutsal kitabı ve bunda ifade edilen mesajı temel alan evanjelik anlayış, temel referanslarının sorgulanmasıyla kamuoyu üzerindeki etkisini de kaybetmeye başlamıştır.

Bu durum karşısında evanjelizm kendi içerisinde bir yapılanmaya gitmiş ve çeşitli felsefi ve bilimsel bakış açılarına kendisini dayandıran modern döneme karşı tepki olarak bazı evanjelik gruplar daha muhafazakâr bir konum üstlenmişlerdir. Örneğin bu çerçevede evanjelik akım içerisinde fundamentalizm olarak bilinen bir ekol ortaya çıkmıştır. 19. yüzyıl sonu ile 20. yüzyıl başlarında Amerikan Protestanlığında modernist teolojiye ve kutsal kitap eleştirilerine karşı ortaya çıkan ve pietistik ahlak anlayışını savunan fundamentalistler, modernizme ve modernizmle ilişkili görülen değer ve anlayışlara karşı ciddi bir mücadele vermişlerdir. Günümüzde Ayrılıkçı Baptistler (Bible Baptists), General Association of Regular Baptist Churches ve Independent Fundamental Churches of America gibi kilise gruplarını bünyesinde barındıran fundamentalist hareket bilim ve modern yaşam karşıtlığıyla şöhret bulmuş bir hareket olarak tanınır.

Fundamentalistlerin modern yaşam ve bilim karşıtı katı tutumları Amerika’daki çeşitli çevrelerde evanjelik kavramına karşı genel bir karşı duruşa sevk etmiştir. Öyle ki Amerika’daki liberal Protestanlar kendilerini evanjelik kavramının dışında tutmaya özel bir hassasiyet göstermişlerdir. Zira onlara göre evanjelik terimi zihinde fundamentalistlerin tutuculuğunu çağrıştırmaktadır.

2. Dünya Savaşı yıllarına geldiğimizde evanjelik hareketin Amerika genelinde yeniden canlanmaya ve yeniden yapılanmaya çalıştığı dikkati çekmektedir. Neo-Evanjelikalizm olarak da adlandırılan yeni bir yapılanma yaptığı açılımlarla bir yandan fundamentalist tutuculuğun Amerika genelinde evanjelizm aleyhine oluşturduğu olumsuz imajı silmeye ve kendisini fundamentalist hareketten farklı göstermeye çalışırken bir yandan da Amerikan kamuoyunda hemen her alanda yeniden etkin ve etkili konuma ulaşma yönünde hızlı adımlar atmıştır. Kendisini tutucu fundamentalist evanjeliklerden ayıran bu yeni oluşum, modern yaşamın vazgeçilme araç gereçleri ve yaşam tarzıyla barışık olmaya özen göstermiştir. Nitekim bu çabalar kısa sayılabilecek bir sürede meyvelerini vermiş ve özellikle 1970’lerden itibaren evanjelizm ABD’de yeniden etkili olmaya başlamış; Amerikan ulusal değerleriyle özdeş bir “halk dini” olma statüsüne yeniden kavuşmuştur. Şüphesiz bunda iki önemli durumun da etkisi ve katkısı olmuştur. Bunlardan ilki, 19. yüzyılda ve 20. yüzyıl başlarında özellikle Avrupa ve Amerika’da etkili olan pozitivist bakış açısının etkisinin kırılmaya başlamış olmasıdır. Bir diğeri ise ABD’nin 2. Dünya Savaşı’na aktif bir taraf olarak katılmasıyla Amerikan halkında hızla artan ulusal kimlik bilinci ve hassasiyetidir. Bu iki durum, Amerikanın ilk oluşum dönemlerinde de halkın ortak paydası olarak ön plana çıkan evanjelizmin yeniden halkın gündemine girmesi ve onlar üzerinde etkili olması sonucunu ortaya çıkarmıştır.

Yeni Güç Unsuru Olarak Evanjelizm

Günümüzde ABD’de en etkili dinsel grup olarak bilinen evanjelik hareket bünyesinde onlarca farklı kilise grubunu barındıran bir akımdır. Öyle ki evanjelik Hıristiyanlar arasında yalnızca Protestan gelenekten gelen kiliseler değil evanjelizm şemsiyesi altında görülen çeşitli Katolik kiliseler de bulunmaktadır. Örneğin ABD’deki en büyük Protestan akım olarak bilinen Güney Baptistleri (Southern Baptist Convention) evanjelik özellikler taşımaktadır. Ayrıca 1900’lerin başında oluşan ve günümüzde en hızlı gelişen akımlardan birisi olarak görülen Pentekostalizm de evanjelik akım içerisindedir. Coşkulu ibadet biçimleri, mucizevî yoldan ulaştıklarını iddia ettikleri farklı dil tecrübeleri ve bireysel dindarlığa vurgularıyla tanınan Pentakostalistler Güney Amerika Katolikleri arasında da hızla yayılmakta ve evanjelik anlayışın Amerika kıtasının güneyinde de hızla yayılmasına çalışmaktadır. Bunlardan başka Arminian-Holiness kilisesi, Karizmatik Yenilenmeciler, Missouri Sinodu, çeşitli Lutheran, Metodist, Episkopal ve Presbiteryen kiliseler de evanjelik hareket içerisinde yer almaktadırlar.

Evanjelik Hıristiyanlar ABD’deki en büyük, güçlü ve etkili Hıristiyan grubu oluşturmaktadırlar. Öyle ki Gallup tarafından ABD genelinde yapılan araştırmalarda 1976’da halkın %34’ü, 1977-1978’de ise %33’ü kendisini yeniden doğuşçu evanjelik olarak tanımlarken bu oran 1998’de %47’ye çıkmıştır. 2001’de yapılan bir araştırmada ise bu oranın %40 civarında olduğu görülmüştür. Bugün yapılan kamuoyu tahminlerinde ABD’de 100 milyonun üzerinde evanjelik Hıristiyan’ın yaşamakta olduğu tahmin edilmektedir ki bu rakam ABD geneli dikkate alındığında oldukça çarpıcıdır.

Evanjelizmin temel özellikleri arasında şu dört husus dikkati çekmektedir. Bunlardan ilki yeniden doğuş öğretisidir. Her evanjelik, evanjelik hareketin öğretilerini kabul etmekle kendisinin yeniden doğmuş bir Hıristiyan olduğunu kabul etmekte ve çerçevede diğer büyün Hıristiyanlardan farklı bir konumda olduğunu kabul etmektedir. Yeniden doğmuş olmak nihai kurtuluş için olmazsa olmaz bir şarttır. Bu inanışa göre evanjelik olmayan diğer Hıristiyanlar da tam olarak kurtuluş yolunda olanlar olarak kabul edilmezler. Yeniden doğuş inancı bireysel dindarlığa ve ruhsal tecrübeye dayalı bir din anlayışına sahip olmakla ilişkilidir. Evanjeliklerin önemli olan ikinci özellikleri dinde kutsal kitabın temel referans olarak kabul edilmesidir. Kutsal kitap okumalarında evanjelikler büyük ölçüde literalisttirler; dolayısıyla kutsal metinlerin alegorik anlaşılmasına mesafeli durmaktadırlar. Üçüncü bir özellik olarak evanjelikler arasında İsa Mesih’in yeryüzüne ikinci gelişi olarak bilinen Paraousia inancı oldukça etkilidir. Gerçi bu inanç bütün Hıristiyanlarda temel bir kredo (inanç esası) olarak kabul edilmektedir. Ancak evanjeliklerin yaşamında bu inanç doğrultusundaki messianik ve milleniarist eskatolojik beklentiler çok daha merkezi bir yer tutmakta ve birazdan üzerinde duracağımız gibi kutsal kitapta bu inanç etrafında olacağı öngörülen olayların birebir olmasını beklemektedirler. Evanjelizmin temel özelliklerinin dördüncüsü ise misyonerlik faaliyetleriyle ilişkilidir. Evanjelikler temsil ettikleri Hıristiyan mesajının yayılmasına büyük önem vermekte ve bunu, İsa’nın yeryüzüne ikinci gelişi öncesi mutlaka yapılması gereken küresel bir evanjelizm görevi olarak görmektedirler. Bu bağlamda oluşturdukları birçok kuruluş vasıtasıyla faaliyetlerini yürütmeye çalışmaktadırlar. Bunlar arasında Christ for All Nations, Jesus to the World Mission, Youth with a Mission, Campus Crusade for Christ ve International Fellowship of Evangelical Students gibi kuruluşlar sayılabilir.

ABD Sosyal ve Siyasal Yaşamında Evanjelistler

Amerika’nın oluşumu dönemlerinde bir “halk dini” şeklinde yayılan ve Amerikan ulusal bilincinin oluşmasına önemli katkıda bulunan evanjelizm bugün de bu özelliğini sürdürüyor görünmektedir. Özellikle 1970’lerde Billy Graham öncülüğündeki evanjelik liderlerin faaliyetleriyle toplumda eski itibarını hızla yeniden elde etmeye çalışan evanjelikler, ABD genelinde medyadan sinemaya ve sosyal hayattan politikaya kadar hemen her alanda yürüttükleri faaliyetleriyle etkili olmaktadırlar.

Amerikanizm şeklinde adlandırılabilecek olan ABD merkezli sosyal ve siyasal yaklaşımlar evanjelik yaşamın ideolojik merkezini oluşturmaktadır. Buna göre evanjelikler Amerikanizm/Amerikancılık olarak görülen anlayışın aleyhine olarak gördükleri her şeye, örneğin farklı ahlak anlayışlarına, inançsızlığa, farklı Hıristiyanlık yorumlarına ve farklı sosyal yaşam anlayışlarına şiddetle muhalefet etmektedirler. Evanjelik anlayışta Amerika “tanrının seçilmişlerinin ülkesi”, Amerikalılar ise “tanrı halkı” olarak nitelendirilmektedir. Dolayısıyla bu ülkenin ve bu halkın lehine olan her şey iyi aleyhine olan her şey kötüdür.

Her ne kadar evanjeliklerin çoğunluğu kendilerini fundamentalist evanjeliklerin 20. yüzyıl başlarında toplum genelinde oluşturdukları olumsuz imajdan uzak tutmaya çalışsalar ve bu çerçevede modern yaşamla barışık olmaya özen gösterseler de modernizmden kaynaklandığını düşündükleri çeşitli durumlara karşı mücadele etmekten de geri durmamaktadırlar. Örneğin, kürtaj, doğum kontrolü, eşcinsel ilişkiler, kadın hakları tartışmaları bağlamında dile getirilen ve kadına daha fazla özgürlük öneren talepler ve sosyal hayatta ve birey yaşantısında gittikçe artan seküler yaklaşımlar evanjelikleri oldukça rahatsız eden hususlar arasındadır. 20. yüzyılın son çeyreğinden itibaren Moral Majority ve Concerned Women for America gibi çeşitli teşkilatlar, ahlaki ve dinsel kırılma olarak görülen bu durumlara karşı mücadele etmek amacıyla evanjeliklerce kurulmuştur. Yine okullardaki din eğitimine getirilen kısıtlamalara karşı yoğun kampanyalar oluşturulmuştur. Evanjelik rahip Pat Robertson tarafından kurulan Christian Coalition 1995’te ABD genelinde 1600 şubesi, yaklaşık 2 milyon kayıtlı üyesi ve 25 milyon dolar bütçesi olan dev bir organizasyon olarak ciddi bir faaliyet yürütmektedir.

ABD’de evanjelistlerin medya ile ilişkileri de oldukça dikkat çekicidir. Bugün televanjelistler ya da görsel medya evanjelistleri olarak adlandırılan evanjelik vaizler/rahip birçok ulusal TV ve yüzlerce radyo kanalı aracılığıyla her gün on milyonlarca Amerikalıya ulaşmaktadır.

ABD’de evanjeliklerin siyasal süreçle de yakından ilişkili oldukları dikkati çekmektedir. 1970’lerde politik sahnede yer almaya başlayan evanjelikler geçen sürede özellikle Cumhuriyetçi politikacılara verdikleri destekle ön plana çıkmışlardır. ABD başkanlarından Jimmy Carter’ın Güney Baptist Kongresine bağlı yeniden doğuşçu bir Hıristiyan olduğu bilinmektedir. Onun başkan olarak seçilmesine önemli katkıda bulunan evanjelikler, Demokratların insan hakları (özellikler kadın hakları) konusunda evanjeliklerce benimsenmeyen politikalara prim vermeleri üzerine bu desteklerini çekmişler ve Cumhuriyetçilere destek vermeye başlamışlardır. Nitekim ABD’de 1980’lerdeki bazılarınca Reagan devrimi olarak da adlandırılan dönemde siyasal sürece önemli katkıları olmuştur. Yine Christian Coalition adlı evanjelik teşkilat 1994 seçimlerinde ülke genelinde 35 milyon seçmen rehberi dağıtmış ve yaklaşık 3 milyon seçmene telefonla birebir ulaşarak destekledikleri aday lehine propaganda yapmıştır.

Evanjelik beklentiler içerisinde olan ve beklenen Armegeddon Savaşı’nın kendi başkanlığı döneminde gerçekleşeceğini düşünen Reagan’ın yanı sıra sonra Bush ve oğlu George W. Bush da evanjelik anlayışa yakın politikalarıyla dikkati çekmektedir. Nitekim yapılan başkanlık seçimlerinde Bush’a verilen oyların yaklaşık %40’ının evanjelik oylar olması Bush’un arkasındaki asıl gücün ne olduğuna işaret etmektedir. Benzer şekilde son ABD başkanı Trump’a verilen oyların da hatırı sayılır oranının Evanjelik oylar olduğu bilinmektedir. Dahası Trump’un kendisine yönelik yürütülen aleyhte kampanyalar karşısında Evanjelik liderlerle toplantı yapıp onların yardımına başvurması da Evanjeliklerin toplumdaki güçlü rollerini göstermektedir.

Evanjelik destekle işbaşına gelen ABD politikacılarının da gerek iç gerekse dış politikada evanjelik anlayışa paralel bir siyaset izledikleri dikkati çekmektedir. Bu bağlamda hemen her fırsatta din (evanjelik anlayış) gündemde tutulmakta, dinsel jargon politik dile egemen olmaktadır. Örneğin Bush’un Ortadoğu’da ABD ve müttefikleri tarafından yürütülen siyasal ve askeri operasyonlar bağlamında “şer güçler”, “Haçlı Seferi” ve benzeri dinsel terminolojiyi kullanmasını bu bağlamda düşünmek gerekir.

Evanjelizmin Mesianik Beklentileri

Mesih’in ikinci gelişine dair beklentiler ve bu beklentiler doğrultusunda gelişen düşünceler/aktiviteler, evanjeliklerin en çarpıcı karakteristik özelliklerinden birisini oluşturmaktadır. Bu konuda özellikle Dispansasyonalistlizm diye bilinen anlayış gelecek döneme ilişkin çarpıcı yaklaşımlarıyla dikkati çekmektedir.

Evanjelikler genelde Yeni Ahit metinlerinde özelde ise Yuhanna’ya atfedilen Vahiy’de anlatılan olayların birebir gerçekleşeceğine inanmaktadırlar. Olması beklenen bu olaylar bağlamında yaşanmakta olan ve yaşanacak zamanı çeşitli periodlara ayırmaktadırlar. Buna göre, yaşanan/yaşanacak olan hadiseleri iki ana döneme ayırmak mümkündür. Bunlardan birinci dönem Mesih’in ikinci kez yeryüzüne gelmesine uygun ortamın hazırlanmasına yönelik hadiseleri kapsamaktadır. Bunlar arasında Ortadoğu merkezli büyük bir tribulansın ya da kaos ve şiddetin yaşanması, Kudüste mabedin üçüncü kez inşası, gökten ateş ve kükürt yağması, oluk oluk kan akması gibi hadiseler ve iyilerle kötüler arasında yaşanacak olan son savaş (Armegedon) gibi olaylar sayılabilir. İkinci dönem ise İsa Mesih’in gökten inerek yeryüzündeki olaylara müdahale etmesi, insanları yargılaması ve bin yıl sürecek olan altın çağı içermektedir. Dispansasyonalist evanjelikler, İsa’nın inişi öncesi yaşanacak ve kutsal metnin ifadesiyle atların gemlerine kadar oluk oluk kanın akacağı bu büyük türbülansı kendilerinin yaşamayacağını; zira kendilerinin bu esnada ölümsüzlük elbiselerine bürünmüş olarak ilahi âleme yükselip buradan aşağıda olup bitenleri izleyeceklerini düşünmektedirler. Buna göre onlar, yeryüzünde yaşanacak olan kaos ve şiddetten etkilenmeyecek olan seçilmişlerdir. Evanjelikler, Armegedon savaşı da bu olayların kendi yaşamları esnasında olacağı/gerçekleşeceği kanaatindedirler. Dolayısıyla, bir an önce kutsal kitaplarında kehanet edilen bu olayların olup bitmesi, kendilerinin ölümsüzlük elbisesine bürünmeleri ve İsa’nın yeryüzüne inmesi konusunda sabırsızlanmakta ve Hallsell’in kitabına da başlık olduğu gibi adeta Tanrıyı kıyamete zorlamaktadırlar.

Geleceğe yönelik bütün bu beklentilerinde evanjelikler Yahudilere önemli roller biçmektedirler. Onlara göre, bu olayların gerçekleşmesinde Yahudilerce Kudüs’te mabedin yeniden inşa edilmesi ve Ortadoğu’da Yahudilerin de içinde bulunduğu bir savaşın çıkması oldukça önemlidir. Ortaçağda Hıristiyanlarca “tanrı katili” yaftası verilen Yahudiler evanjeliklerce ilahi bir görev üstlenmektedirler. Anlaşılacağı gibi bu görev, İsa’nın yeryüzüne ikinci kez gelişine uygun şartların oluşmasında sağlayacakları katkıdır. Evanjeliklere göre sonunda Yahudilerin büyük kısmı zaten Hıristiyan olacaklardır. Hıristiyanlığı kabul etmeyenler ise son savaşta yok olup gideceklerdir.

Yahudilerle ilgili bu yaklaşımları evanjeliklerin başta ABD olmak üzere etkili oldukları her yerde Yahudilere özellikle de Siyonizme güçlü destek vermelerinin nedenidir. Gerek siyasal açıdan gerekse ekonomik/finansal açıdan verdikleri destekle İsrail’e Ortadoğu politikalarında arka çıkmakta; ABD’deki güçlü Yahudi lobileriyle yakın ilişki kurmaktadırlar.

Evanjeliklere göre İslam ve Müslümanlar en görünür tehdit unsurudur. İslam, Mesih karşıtı bir şiddet ve terör dini olarak görülmekte, İslami inançlar ve bunu sahiplenen Müslümanlar Amerikanizm karşısındaki en büyük tehdit unsuru olarak kabul edilmektedir. Ayrıca İslam, Hıristiyan yayılmacılığı karşısındaki büyük engel olarak Evanjeliklerce yürütülen Hıristiyanlaştırma faaliyetlerine dünya genelinde direnmekte, dahası İslam nicelik olarak bakıldığında hızla taraftan kazanıyor gözükmektedir. Bu da İslam’a ve Müslümanlara karşı takınılan tavrın bir diğer gerekçesi olarak görülmektedir.