Yazılar

Ortodoks dünyada yeni bir Pan-Ortodoks konsil mümkün mü?

Ortodoks dünyada yeni bir Pan-Ortodoks konsil mümkün mü?

Prof. Dr. Salih İNCİ*
Ortak bir inanca ve köklü bir teolojik mirasa sahip olan Ortodoks kiliseleri, neden ortak bir idare ve karar mekanizması oluşturamıyor? Yaklaşık yarım asırlık hazırlığın ardından 2016 yılında Girit'te gerçekleştirilen Pan-Ortodoks Konsil, bu sorunun cevabını aramak için önemli bir örnek sunuyor. Ancak bütün Ortodoks kiliselerini bir araya getirmesi beklenen konsil, kiliseler arasındaki tarihsel ayrılıkları ve siyasi rekabeti bir kez daha görünür kıldı.
Hıristiyanlığın ilk yüzyıllarında dini düşüncenin şekillenmesinde Doğu Roma coğrafyası belirleyici bir yere sahipti. Öyle ki ilk yedi ekümenik konsilin bu bölgede gerçekleştirilmesi ve İstanbul, İskenderiye, Antakya gibi önemli kilise merkezlerinin burada bulunması, Doğu Hıristiyanlığının tarihsel ağırlığını göstermektedir. Ancak zaman içerisinde yaşanan teolojik ve siyasi ayrılıklar, Hıristiyan dünyasının farklı kilise geleneklerine bölünmesine neden oldu.
Bugün Doğu Ortodoks kiliseleri, ilk yedi ekümenik konsilin kararlarını ve ortak bir teolojik mirası paylaşmalarına rağmen idari bakımdan birbirinden bağımsız yapılardan oluşuyor. İstanbul Rum Ortodoks Patrikhanesi tarihsel önceliği nedeniyle eşitler arasında birinci kabul edilse de diğer bağımsız kiliseler üzerinde, Katolik dünyasındaki papalığa benzer bir yönetim yetkisine sahip değil. İstanbul Patrikhanesi, kendisini daha çok kiliseler arasında iletişimi sağlayan, anlaşmazlıklarda öncülük rolünü üstlenen ve kiliseler arasında koordinasyonu sağlayan bir merkez olarak konumlandırmakta.
Ortodoks Dünyasında Kilise Ayrılıkları ve Milliyetçilik İdeolojisi
Teolojik düzeydeki fikir uyuşmazlıkları bir yana, Ortodoks kiliseler arasındaki ayrılıkların önemli nedenlerinden biri de XIX. yüzyılda güçlenen milliyetçilik hareketleri olmuştur. Osmanlı hakimiyeti altında yaşayan Ortodoks toplulukların önemli bir bölümü, uzun süre İstanbul Rum Ortodoks Patrikhanesi'nin dini otoritesi altında bulunuyordu. Ancak Osmanlı Devleti'nin Balkanlar'daki siyasi hakimiyetinin zayıflaması ve bağımsız devletlerin ortaya çıkması, kilise yapılanmasını da değiştirdi. Siyasi bağımsızlığını kazanan toplumlar, zaman içerisinde dini açıdan da İstanbul Patrikhanesi'nden ayrılmaya başladı. Yunanistan'ın ardından Sırp, Bulgar, Romen ve Arnavut kiliselerinin bağımsızlaşma süreçleri, Ortodoks dünyasının geleneksel yapısını da önemli ölçüde dönüştürdü. Özellikle Bulgar Kilisesi'nin bağımsızlık meselesi, İstanbul Patrikhanesi açısından ciddi bir sorun yarattı. 1872 yılında İstanbul'da gerçekleştirilen sinodda, kiliselerin etnik kimlikler temelinde örgütlenmesini ifade eden etnofiletizm (aşırı milliyetçilik) anlayışı bir sapkınlık olarak telakki edildi. Buna rağmen milliyetçiliğin kilise yapılanması üzerindeki etkisi devam etti.
Böylece daha önce ortak Ortodoks kimliği içerisinde değerlendirilen topluluklar, giderek Sırp Ortodoks, Bulgar Ortodoks veya Yunan Ortodoks gibi ulusal kimliklerle anılan kiliseler etrafında etnik yapıya dayalı bir kilise şeklinde örgütlendi. Ortodoks dünyasının bugün karşı karşıya bulunduğu temel çelişkilerden biri de burada ortaya çıkmaktadır: Kiliseler doğru bir dine yani Ortodoks inanca sahip ortak bir dini geleneğe sahip olduklarını iddia ederken, pratikte ve kiliseler arası ilişkilerde daha çok etnik kimlikler ve bağlı bulundukları devletlerin siyasi tercihleri belirleyici olmaya devam etmektedir.
Pan-Ortodoks Konsil Girişimlerinin Tarihsel Gelişimi
Ortodoks dünyasındaki parçalanma, kiliseleri yeniden bir araya getirmeye yönelik girişimleri de beraberinde getirdi. Bu arayışların önemli örneklerinden biri de Pan-Ortodoks Konsil düşüncesiydi. Pan-Ortodoks ifadesi, bütün Ortodoks kiliselerini kapsayan bir toplantıyı tanımlamaktadır. Ancak tarih boyunca bütün Ortodoks kiliselerinin katıldığı ve kararlarını ortak biçimde benimsediği bir konsilin gerçekleştirilmesi pek mümkün olmadı.
XX. yüzyılın başlarından itibaren İstanbul Patrikhanesi'nin öncülüğünde çeşitli toplantılar düzenlendi. Özellikle 1923 yılında Patrik Meletios döneminde gerçekleştirilen kongrede kilise takvimi, din adamlarının evliliği ve çeşitli kilise uygulamaları ele alındı. Sonraki yıllarda da benzer girişimler devam etti.
Bu toplantıların temel amacı yeni inanç esasları belirlemek değildi. Zira Ortodoks geleneğinde ilk yedi ekümenik konsilin doktrinel kararları kesinleşmiş kabul edildiğinden sonraki toplantılarda daha çok kilise hukuku, idari düzenlemeler ve güncel meseleler üzerinde duruldu. 1960'lı yıllardan itibaren hız kazanan hazırlıklar, yaklaşık yarım asır boyunca devam etti. Nihayet 2016 yılında bütün Ortodoks kiliselerini bir araya getirmesi hedeflenen kutsal ve büyük bir konsil gerçekleştirilmesi kararlaştırıldı. Ancak uzun yıllardır beklenen bu toplantı, daha başlamadan önemli bir krizle karşılaştı.
2016 Girit Konsili ve Ortodoks Birliği Arayışı
Nihayetinde Ocak 2016’da Cenevre’de tüm tarafların onayıyla aynı yılın haziran ayında bir konsil yapılması kararlaştırıldı. Konsilin başlangıçta İstanbul'da, Aya İrini Kilisesi'nde gerçekleştirilmesi gündeme gelmişti. Ancak Moskova Patrikhanesi konsilin yeri konusunda itirazda bulundu. Görünürde gerekçe ise böylesi bir toplantının İslami motifleri bünyesinde barındıran Aya İrini Kilisesi’nde yapılmasının uygun olmayacağı şeklindeki itirazlarıydı. Yapılan yorumlarda dile getirilen gerekçelerden birisi de 2015 yılında Rusya ile Türkiye arasında yaşanan uçak düşürme krizi nedeniyle Rus- Türk ilişiklerindeki gergin bir ortamda Rus heyetinin İstanbul’a gelmek istemediğidir. Aslında bu itirazın temelinde yatan gerekçe İstanbul ve Moskova patrikhaneleri arasındaki tarihi rekabetin varlığıdır. Zira Moskova Patrikhanesi, her ne kadar farklı sebepler öne sürse de özellikle toplantının İstanbul'da gerçekleştirilmesinin İstanbul Patrikhanesi'nin Ortodoks dünyasındaki merkezi konumunu güçlendireceği düşüncesidir. Nitekim itirazlar üzerine toplantının Girit'te yapılmasına karar verildi; ancak Moskova Patrikhanesi konsilin başlamasına kısa bir süre kala toplantıya katılmayacağını açıkladı. Gereçke ise henüz hazırlıkların tamamlanmadığı yönünde idi. Rus Kilisesi'nin yanı sıra Antakya, Bulgaristan ve Gürcistan kiliseleri de konsile katılmaktan vazgeçtiklerini bildirdiler.
İstanbul Patrikhanesi ise Rus Kilisesi’nin bu tutumuna önemli eleştiriler yöneltmekle beraber yaklaşık elli yıldır devam eden hazırlıkların ardından toplantının daha fazla ertelenmemesi gerektiğini savundu. Patrik Bartholomeos'un ısrarlı tutumuyla konsil, Haziran 2016'da Girit'te gerçekleştirildi. Ancak bahsi geçen kiliselerin konsile katılmaması, tüm Ortodoksları bir araya getirme iddiasıyla toplanan Girit Konsili’ni, Ortodoks dünyanın üçte ikisini teşkil eden nüfusun temsil edilmediği sıradan bir toplantıya dönüştürmüş oldu.
Toplantıda Ortodoks diasporasının yönetimi, özerk kiliselerin statüsü, evlilik, oruç uygulamaları, diğer Hıristiyan kiliseleriyle ilişkiler, çağdaş dünyada Ortodoks Kilisesi'nin misyonu ve modern dünyanın karşı karşıya kaldığı bazı toplumsal sorunlar ele alındı. Ancak bütün kiliselerin katılımının sağlanamaması, konsilin Pan-Ortodoks niteliğini tartışmalı hale getirdi. Moskova Patrikhanesi, bütün Ortodoks kiliselerinin temsil edilmediği bir toplantının Pan-Ortodoks Konsil olarak kabul edilemeyeceğini ve alınan kararların kendisini bağlamayacağını ileri sürdü. Böylece uzun yıllar boyunca Ortodoks birliğini güçlendirmek amacıyla hazırlanan toplantı, kiliseler arasındaki anlaşmazlıkların ve tarihi rekabetin devam ettiğini gösteren somut bir netice ortaya çıkarmış oldu.
Ukrayna Kilisesi'nin Bağımsızlığı ve İstanbul-Moskova Anlaşmazlığı
Tarihsel süreçte Ortodoks dünyasındaki ayrılıkların en belirgin örneklerinden biri olan Ukrayna Kilisesi'nin bağımsızlığı meselesi, Girit Konsili’ndeki ayrışmadan kısa bir süre sonra büyük bir krize yol açtı. Tartışmanın tarihsel arka planında 1685 yılında Kiev Metropolitliği hakkında gerçekleştirilen düzenleme bulunmaktaydı. Bu tarihte İstanbul Patrikhanesi, Kiev Metropolitliğinin Moskova’ya bağlanmasına onay vermişti. Şimdi Patrikhane, Kiev’in o dönem Moskova'ya belirli şartlarla ve geçici olarak verildiğini ve söz konusu yetkinin geri alınabileceğini savunmaktaydı. Moskova Patrikhanesi ise Kiev'in uzun süredir kendi yetki alanında bulunduğunu ve bu konuda İstanbul Kilisesinin müdahale yetkisinin olmadığını söylüyordu.
Sovyetler Birliği'nin dağılmasının ardından Ukrayna'nın bağımsızlığını kazanmasıyla birlikte kilisenin statüsü yeniden tartışılmaya başlanmıştı. Girit Konsili’nden birkaç yıl sonra, 2019 yılında İstanbul Patrikhanesi, Moskova’ya bağlı olan Ukrayna Ortodoks Kilisesi'ne otosefallik, yani idari bağımsızlık belgesi verdi. Ancak bu karar da Ortodoks dünyasında ortak kabul görmedi. Yunanistan, İskenderiye ve Kıbrıs kiliseleri Ukrayna Kilisesi'nin bağımsızlığını tanırken diğer kiliseler bu kararı henüz kabul etmediler.
İstanbul Patrikhanesi, bağımsızlık verme yetkisini tarihsel konumuna ve özellikle 451 Kadıköy Konsili'nin 28. kanonuna dayandırmaktadır. Moskova Patrikhanesi ise İstanbul'un bu yorumunu ve kendi yetki alanına müdahale edilmesini reddetmektedir. Dolayısıyla Ukrayna Kilisesi meselesi, yalnızca iki patrikhane arasındaki bir anlaşmazlık olmaktan çıkıp Ortodoks dünyasında dini otoritenin sınırları ve bağımsız kiliselerin statüsüyle ilgili daha geniş bir tartışmaya dönüşmüştür.
Gelecek dönemde benzer sorunların Kuzey Makedonya, Karadağ, Moldova ve Belarus gibi bölgelerde de gündeme gelme ihtimali bulunmaktadır. Bu bölgelerdeki yerel kiliselerin bağımsızlık veya özerklik talepleri, Ortodoks dünyasında yeni anlaşmazlıklara zemin hazırlayabilecek niteliktedir.
Ortodoks Birliğinin Geleceği
Bugün gelinen noktada Ortodoks dünyasında ortak inanç esaslarının ve teolojik mirasın varlığının, kiliseler arasında kurumsal birliğin sağlanması için yeterli olmadığı görülmektedir. Zaten bağımsız olan Ortodoks kiliselerin Roma gibi tek bir kurumsal yapı altında bulunmaları mümkün değildir. Bu kiliseler de bunun farkındadırlar.
Zira kiliselerin resmi söylemlerinde ortak Ortodoksluğa (doğru inanca) bağlılık vurgusu güçlü biçimde ifade edilse de etnik yapılarla bölünmüşlük bu kiliseleri birbirinden ayıran en önemli unsur olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu nedenle de pratikte ulusal kimlikler, siyasi ilişkiler ve tarihsel yetki tartışmaları, kiliselerin tutumlarını belirlemeye devam etmektedir. 2016 Girit Konsili ve Ukrayna Kilisesi'nin bağımsızlığı etrafında yaşanan gelişmeler, bu durumun en belirgin örnekleridir.
Günümüzde Ortodoks dünyasındaki kiliselerin hedefi, kurumsal bir yapı altında birleşmekten ziyade kiliseler arası ilişkilere ve diğer konulara dair meselelerde ortak karar alma süreçlerini işletmektir. Pan-Ortodoks Konsil girişimleri de bu arayışın önemli bir ifadesi olmasına rağmen belli konularda Ortodoksların birlikte hareket etme arzusu, tarihsel ayrılıkların ve siyasi rekabetin gölgesinde kalmaya devam etmektedir.


*İstanbul Medeniyet Üniversitesi, İlahiyat Fakültesi, Dinler Tarihi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi
Bu yazı, Prof. Dr. Salih İnci tarafından 24 Ekim 2026 tarihinde MilelNihal Seminerleri bünyesinde sunulan “Ortodoks Dünyada Yeni Bir Pan-Ortodoks Konsil Mümkün mü?” adlı seminerin özetidir. Elif Rümeysa Öztürk tarafından deşifre edilip yayına hazırlanmıştır.

Paylaş: